Loading...

“Gelecekte nasıl yaşamak istiyoruz?”
Daimler’in Pioneering Next departmanı, Dr. Frank Ruff’un yönetimi altında bu konuyu araştırıyor. Ruff ve meslektaşı Dr. Marianne Reeb hevesle bekleyebileceğimiz bir gelecek tasvir ediyorlar. Onlara göre; teknolojik ilerlemenin baş döndürücü hızına rağmen, geleceğin şehrilerinin arkasındaki itici gücü, bugünkünden bile fazla şekilde, insanlar oluşturacak…

Daimler AG’nin Pioneering Next departmanı, sosyal ve teknolojik trendleri analiz ederek geleceğin şehirlerinin mobilitesi için yenilikçi projeler geliştiriyor. Bu heyecan verici bir görev, çünkü gelecek hiç olmadığı kadar nefes kesici gözüküyor: Geleceği Dr. Frank Ruff’tan dinliyoruz…

Geleceğe giden yol düz değil, çok virajlı ve bu yolu sabit bir hızla geçmek de mümkün değil. Geleceğin şehirlerinde yaşamakla ilgili kapsamlı tahminlerde bulunmak istiyorsak bu gerçeği kabullenmeliyiz. Bazı ülkeler, bölgeler ve nüfus grupları yeniliğe daha açık ve değişime hızla ayak uyduracaklar. Bazı yerlerde ise bu daha uzun sürecek. İnsan doğası böyle!

Hızla büyüyen mega şehirler ve metropol bölgelerden, Almanya’daki gelişmiş şehirlere kadar, farklı gelişim hızlarını hesaba katmayı amaçlıyoruz. Araştırmalarımızın sonuçlarını, çalışmamızın temelini oluşturan hipotezler geliştirmek için kullanıyoruz. Bu hipotezler hem Pioneering Next’te hem de Daimler AG’nin başka departmanlarında yeni projeler geliştiren mühendislere ilham veriyor.

Hipotezlerimizin yalnızca gelecek için yararlı olmakla kalmayıp, aynı zamanda insanlara ilham verebilecek fikirler barındırmaları bizim için çok önemli. Duygusal bir nitelikleri olmalı ve ideal olarak, insanlarda bu gelecekte yaşama ve bu geleceğin şekillendirilmesine katkı sağlama arzusu uyandırmalı. Bunu başarmak için, 2038 yılında şehir hayatının nasıl olacağına dair hayal ettiğimiz senaryoları görselleştirdik. Bu çalışmayla tasarımcılarımıza, mühendislerimize ve ürün yöneticilerimize ilham verip gelecek nesil ürünlere yön vermeyi amaçlıyoruz.

Geleceğin şehri vizyonumuzun özellikleri konusunda meslektaşım Dr. Marianne Reeb’in tanımladığı dört noktanın gerçekçi ve dikkate değer hedefler oluşturduğunu düşünüyoruz:

  1. Sağlıklı bir şehir istiyoruz. Yeşil alanlara ve suya özen gösteren bir şehir. Bu evrimimiz boyunca öğrendiğimize de uygun: Su neredeyse köklerimizi oraya salmak istiyoruz. Yeşil alanlar hava kalitesini artırıyor ve bozulmamış doğayı temsil ediyor.
  2. Geleceğin şehri aktif olacak. Hareket etmek hem kişisel sağlığımız hem de şehrimizin sağlık sistemi için iyi. Şehir merkezleri yalnızca araçların hükmü altında olmayacak, bugün olduğu gibi bisikletler ve yayalar da olacak.
  3. Çalışma ve yaşama alanlarının birbirinden ayrı olması gerekmeyecek. Geleceğin karışık kullanımlı şehirlerinde, içinde kimse yaşamadığı için geceleri ölüme terk edilen merkezler olmayacak. Mağazalar, kültürel alanlar ve restoranlar, kendimizi rahatlamış hissedeceğimiz canlı bir ortam sağlayacak.
  4. Şehir alanı esnek olacak. Sokaklar, bisiklet şeritleri ve yürüyüş patikaları iç içe geçecek. Kamusal alanlar bile tek bir amaca hizmet etmeyecek. İnsanların ihtiyaçlarına göre esnek şekilde uyarlanabilecekler.

Geleceğin şehrinde nasıl yaşayıp nasıl seyahat edeceğiz?
Otomobil, bisiklet ve yaya yollarının artık birbirinden ayrı olmayacağı, Prof. Dr. Marianne Reeb’in yanıtlarından yalnızca biri. Kendisi Pioneering Next adına, Daimler mühendislerinin geleceğin mobilitesini şekillendirmelerine ilham verecek senaryolar geliştiriyor. İşte Prof. Dr. Marianne Reeb’in gelecek senaryoları…

Geleceğin şehrinde tüm otomobillerin kendi kendini sürebileceğini ve çevreleriyle network içinde olacaklarını varsayıyoruz. Yollar ve binalar da çevrelerini algılamalarına yardımcı olacak sensörlerle donatılacak. Geleceğin şehri uyarlanabilen bir sistem olacak ve öngörülerde bulunabilecek. Örneğin, yolda bisikletlilere en güvenli rotayı gösterecek ışıklı tabelalar ve otonom araçlar ışık sinyalleri vasıtasıyla yolu kullanan diğer kişilerle iletişim kurabilecekler. Bu aynı zamanda, her türlü ulaşım aracının aynı yolları kullanabilmesi anlamına gelecek. Yürüyüş ve bisiklet patikalarıyla yollar arasında çok net ayrımlar olmasına gerek kalmayacak. Böylece şehir alanını şimdikinden daha esnek bir şekilde tasarlamak mümkün olacak.

Otonom araçlarımızı da daha esnek bir şekilde kullanacağız. O gün canımız otomobilde çalışmak mı istiyor, yoksa film izlemek veya uyumak mı? Aracımızı kendi başımıza mı kullanmak istiyoruz, yoksa gruplar halinde mi? Tüm bunlara karar verebileceğiz. İsteğe bağlı mobilite gündelik hayatlarımızı şekillendirecek.

Hepimiz bize özgürce dolaşma imkânı veren yeşil ve aktif bir şehir istiyoruz. Şehir peyzajıyla tamamen bütünleşecek ve geleceğin şehrinde farklı işlevler üstlenecek robotlardan bahsedebiliriz. Muhtemelen kıyafetlerimizi kuru temizlemeciden getiren robotlar da olacaktır. Bilimkurgu filmlerinden farklı olarak bunlar çoğu zaman insan görünümlü olmayacak, ama akıllı hizmetler sunacaklar. Şimdiden bunları günlük hayatımızda git gide daha çok görmeye başladık. Örneğin Kopenhag’da bisikletçilerin hangi yoldan gitmesi gerektiğini kesin olarak hesaplayan uygulamalar bulunuyor.

Geleceğin şehrinin büyük görevlerinden biri de kısıtlı mevcut alanı en etkin biçimde kullanmak olacak. Örneğin gezici bir dükkân ve rezervasyon yapılarak kullanıl yanı sıra başka amaçlar için de kullanılabilecek bir otobüs görüyoruz. Ve evet, gelecekte hala gazete okuyor olacağız. Dijital dünyanın dokunulabilir deneyimlere yönelik bir arzu yaratacağını düşünüyoruz. Vinil plakların yeniden popülerleşmesi örneğinde olduğu gibi. Genel olarak, şu anda deneyimlediğimiz kişiselleştirme trendi daha da belirgin hale gelecek.

Teknoloji hızlı ve yıkıcı bir şekilde gelişse de, insan davranışları aynı hızda değişmiyor. Teknolojinin bizim ihtiyaçlarımıza adapte olması gerekiyor, bizim ona değil. Çünkü değişimin hızına rağmen, geleceğin şehrinin itici gücü bugünkünden bile daha fazla şekilde insanlar olacak. Çünkü teknoloji bizim kişisel ihtiyaçlarımıza uygun hale gelecek.

Geleceğin şehrini yaşanabilir kılacak olan nedir?
Tasarımcı ve mimar Carlo Ratti insanlar, teknoloji ve mimarinin uyumlu etkileşime inanıyor. Turin’deki tasarım stüdyosunda ve Massachusetts Institute of Technology’deki (MIT) çalışmalarında doğru yanıtları bulmak için aktif olarak çalışıyor. Ona göre dijital dünya pek çok fırsatın yanı sıra, pek çok risk de getiriyor.

Geleceğin şehri üzerine düşünürken çoğu kez teknolojiye ve potansiyeline odaklanıyoruz. Şu anda MIT’de araştırdığım ve tüm çalışmalarıma dahil olan “Senseable City” konseptiyle, insan faktörünü bilinçli bir şekilde vurguluyorum. “Hissedebilen” kelimesi, duyarlı bir şekilde eylemde bulunup tepki veren dijital teknolojiyi ifade ediyor. Bir insan özelliği olan empati ön plana çıkıyor. Bu kulağa olduğundan daha soyut geliyor: Networkler ve sensörler, teknolojinin günlük hayatlarımızın ve bunun sonucunda şehirlerimizdeki günlük hayatın iyice içine işlediği anlamına geliyor. Buzdolaplarımızdan, yollarımıza ve otomobillerimize, yakında internete bağlı olmayan bir alet görmek zor olacak.

Hissedebilen şehir, bu networkün sosyal avantajlarını bir araya getirerek bunları bir adım ileriye taşıyor. Sensörlerin, yapay zekanın ve kapsamlı bir networkün karşılıklı etkileşimi, yaşayanların ihtiyaçlarını algılayarak neredeyse insani bir şekilde tepki verebilen bir şehir ortaya çıkarabilir. Tabii ki dünya henüz bu kadar gelişmedi ama tamamen networkleşmiş bir şehir yaratma yolunda ilerliyoruz, bu da bize gelecek için doğru rotayı belirleme fırsatı veriyor.

Bu yüzyılın şehirleri şu anda gelişim aşamasında olan yeni mobilite türleriyle tanımlanacak. Odak noktası otonom sürüşte. Bunun yol güvenliğini geliştireceğini, trafik sıkışıklığını azaltacağını ve bize seyahat süresini istediğimiz gibi kullanma imkânı vereceğini varsayıyoruz. Ama sürücüsüz şehre geçiş aşaması ancak çok dikkatli ve detaylı bir çalışmayla mümkün.

Örneğin, güvenlikle ilgili çözmemiz gereken problemler var. Ulaşımı siber saldırılardan koruyabildiğimizi varsaydığımızda aklımıza başka sorular geliyor: Otonom araçlarda seyahat etmenin masrafını belirgin bir şekilde düşürebilirsek insanlar kamusal ulaşım kullanmaktan kaçınmaya başlayacak. Sokaklardaki araç sayısı artacak. Bu daha çok trafik sıkışıklığıyla sonuçlanacak. Bu, otonom sürüşün çözeceği varsayılan sorunun ta kendisi. Geleceğin otonom ulaşımına giden yolda başka zorluklar da var. Bana göre esas mesele şu: Harika fikirlerin olumsuz etkiler yaratmasını nasıl önleriz?

2019-12-23T17:34:59+00:00

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.