Yukarı Çık

ic1

  • Tam Gaz İleri

    Tam Gaz İleri

    Daimler, e-mobility konsepti konusundaki yaratıcı çalışmalarına tam gaz devam ediyor.

  • Rüyaların Otomobili

    Rüyaların Otomobili

    45 yıl sonra, S-Serisi'ni temel alan lüks cabriolet modeliyle bir kez daha şaşırtıyor.

  • Şehrin Yeni yüzü

    Şehrin Yeni yüzü

    İstanbul'un giderek artan marka değeri, şehrin gündüz ve gece yaşamını ayrı ayrı popüler hale getiriyor.

  • Mercedes-Benz Rüzgarı Akkaya'da

    Mercedes-Benz Rüzgarı Akkaya'da

    Türkiye'de son 15 yıldır hızla gelişen ve ilgi gören kiteboard macerası Mercedes-Benz desteğiyle devam ediyor.

  • Gözler Ufukta

    Gözler Ufukta

    Fransa’nın güneyindeki Provence bölgesi, lavanta kokusu ve Orta Çağ’dan kalan köyleriyle anılsa da bölgenin aksine başkent Marsilya yeni, öncü, tezatlarla dolu ve deniz kadar canlandırıcı yüzüyle şaşırtıyor.

  • Bir Mağazadan Fazlası

    Bir Mağazadan Fazlası

    Dünyadaki fördüncü "Mercedes me" mağazası Hong Kong'un kalbinde kapılarını açtı.



Bir aracı hareket halinde resmetmek ve çevresiyle etkileşim içinde göstermek, sanatsal bir yerleştirmeyle mümkün olabilir mi? Karmaşık ilişkileri betimleme ve erdini anlatan görseller yaratma konusunda bir uzman olan grafik sanatçısı Sarah Illenberger bu soruya yanıt arıyor. Mercedes-Benz tarafından konsept model F 15 Luxury in Motion ve AMG GT üzerinde çalışması istendiğinde, beklenenin aksine sanatçının seçtiği materyaller pek de ileri teknoloji ürünleri olmadı. Kâğıt, ahşap, yün ve benzeri el işi malzemeleri kullanan sanatçı, F 015’ten dışarı doğru uzanan yedi bin metre uzunluğunda ipi, aracın çevresindeki ışık hüzmeleriymiş gibi gösteren bir fikirle çıkageldi. Ayrıca bir direksiyona balon bağlayıp uçurarak, gelecekte sürüş deneyiminin teknolojiye teslim olacağının işaretlerini verdi. AMG GT’nin gücünü ne kadar kolay bir şekilde ortaya koyabildiğini anlatmak içinse, aracın arkasına havada süzülen lastik izleri yerleştirdi (sağda). Sanatçı, “Elle yapılmış bu yerleştirmeler sürücüsüz araç gibi soyut, fütüristik bir teknolojiyi, bir şekilde daha ulaşılabilir kılıyor” diyor. Gelişmişliği ve karmaşıklığı bu şekilde basitleştirmek, gerçekten dâhiyane… SAR AHILLENBERGER .COM

Kumho, “Maxplo” isimli yeni ürünüyle otomobil lastiklerinin gelecekte nasıl görüneceğine dair fikir veriyor. Bu lastikler için arazi ya da otoyol, buzlu ya da çamurlu zemin fark etmiyor. Maxplo, hareket edebilen diskleri sayesinde her türlü hava durumuna ve arazi koşuluna göre genişliğini değiştirebiliyor. Lastiğin üzerindeki mavi kanallar suyu dağıtacak şekilde düzenlenmiş ve istenirse daha iyi bir yol tutuş için Maxplo’ya çivi bile eklenebiliyor. K U M H O T Y R E . C O . U K

Sollasam mı sollamasam mı? Aracınızla bir kamyon ya da TIR’ın arkasında yol alırken bu soruyu sıkça düşünebilirsiniz. Bu durumun artık bir çözümü var.  Samsung’un kamyon ya da TIR’ın ön tarafına monte edilen kablosuz kamerası, ters yönden gelen trafiği kaydediyor ve görüntüyü aracın arkasında bulunan büyük ekrana gönderiyor.

Köprüler su kaynaklarının üzerine ya da vadilerin iki yakasını birleştirmek için kurulur. Ancak günümüzde yeni kullanım amaçlarıyla da dikkat çekiyorlar. 2011’den beri Şanghay yakınlarındaki Danyang ve Kunshan arasındaki yerleşim yerlerinin üzerinden geçen ve tren hattına sahip köprüler de var. Bu ilginç köprü gibi dünyanın en uzun 10 köprüsünden yedisi de Çin’de bulunuyor. UZUNLUK KÖPRÜNÜN İSMİ 165 KM DANYAN GKUN SHAN KÖPRÜSÜ/ ÇİN 114 KM TIANJIN KÖPRÜSÜ/ ÇİN 80 KM WEINAN – WEIHE KÖPRÜSÜ/ ÇİN 66 KM SUIRIVER KÖPRÜSÜ/ ÇİN 54 KM BANGNA OTOYOLU/ TAYLAND 48 KM BEIJIN G BÜYÜK  KÖPRÜSÜ/ ÇİN 43 KM JIA OZHO U BAY KÖPRÜSÜ/ ÇİN 38 KM PONT  CHARTRAIN GÖLÜ KÖPRÜSÜ/ ABD 37 KM MAN CHAC BATAKLIĞI KÖPRÜSÜ/ ABD 36 KM YAN G CUN KÖPRÜSÜ/ ÇİN

Bir ses duvarı trafik gürültüsünü azaltmaktan çok daha fazlasını yapabilir. Hollanda’daki Eindhoven Üniversitesi’nden biliminsanları güzel görünmekle kalmayan, ayrıca enerji de üreten bir ses duvarı geliştirdi. LSC modül denilen yeni konsept, geçtiğimiz yazdan beri test ediliyor. Yarı şeffaf, renkli paneller güneş enerjisini emen ve yoğunlaştırılmış formda geleneksel güneş pillerine aktaran özel bir malzemeden yapılmış. Biliminsanları, LSC modülden oluşan bir kilometrelik bir duvarın 50 evin enerjisini karşılayabileceğini söylüyor. Üstelik sistem bulutlu günlerde de çalışabiliyor. TUE .NL

“Helix” diğer giyilebilir teknoloji ürünleri gibi adımlarınızı saymıyor ya da kalp atışlarınızı ölçmüyor olabilir ama kesinlikle mükemmel bir ses kalitesine sahip...  Esnek alüminyumdan üretilen bu bileklik, mobil cihazlara Bluetooth ile bağlanarak çalışan iki minik kulaklığın her zaman elinizin altında olmasını sağlıyor ve birbirine dolaşan kablo sorununa son veriyor.

Minyatür heykeller gelecekte fotoğraf albümlerinin yerini almaya hazırlanırken, 3D yazıcı teknolojisi de bunu mümkün kılacak yenilikler sunuyor. İstanbul’da faaliyet gösteren ICONIC isimli şirket bu teknolojiyi kullanarak istediğiniz kişinin seramik heykellerini yapıyor. Bunun için öncelikle, 100 adet dijital kamera tarafından fotoğraflar çekiliyor. Bu fotoğrafların birleştirilmesiyle oluşturulan 3D dijital model, 3D yazıcıya aktarılıyor. İşte sihir de burada başlıyor. Seramik malzeme üzerinde işlem yapan cihaz, 15 cm ila 35 cm arasında istediğiniz boyutta heykeli üretiyor. Üstelik bu heykeller gerçeğine tıpa tıp benziyor. Eğlenceli dokunuşlarla karikatürize edilmiş sonuçlar da alabildiğiniz sistemde kendi hayatınızın ikonu olabiliyorsunuz. I C O N I C . C O M . T R

Park etme konusu eski ve yeni olarak ikiye ayrıldı. 1990’ların başlarında bu konudaki fark tam olarak 65 milimetreydi. Bu rakam, S-Serisi W140 geri vitese takıldığında, arkasından çıkarak sürücüye park etmesi için bir referans sağlayan krom kılavuz çubukların uzunluğuydu. 1995 yılına gelindiğinde aynı serideki araçlar, sese duyarlı sensörlerin yardımıyla park etmenin altın çağının yolunu açtı. Günümüzde ise “yardım” kelimesi bu durumu anlatmak için yetersiz kalıyor. Çünkü artık, “Etkin Park Yardımı” size uygun bir park yeri buluyor ve direksiyonu otomatik olarak aracı buraya yerleştirecek şekilde kullanıyor. Sürücü ise sadece gaz ve fren pedallarını kontrol ediyor. Gelecekte otomobiller “Park Pilot” seçeneği sayesinde bir akıllı telefon uygulamasıyla uzaktan da park edilebilecek.

MB_SNBHR

E-Serisi,

otoyollarda olduğu gibi dijital dünyada da hüküm sürüyor. Geliştirme uzmanı Sajjad Khan, yeni çevrimiçi araçların konfor ve güvenlik konusunda nasıl standart belirlediğini anlatıyor.

ara

Mercedes-Benz Geliştirme Bölümü, Dijital Araç ve Mobilite biriminin başında olan Sajjad Khan, Almanya’daki Sindelfingen’den ABD, Hindistan, Japonya, Güney Kore ve Çin’e kadar çeşitli yerlerde görev yapan 1000 uzmanın faaliyetlerini koordine ediyor. Bu insanlar çevrimiçi araçlar için yazılım ve donanım çözümleri geliştirmek, otomobillere sistemler, uygulamalar ve hem aracın içerisinde, hem de dışarısında kullanılabilen hizmetler ekleyerek onları daha güvenli ve konforlu kılmak gibi ortak bir amaçla çalışıyor. Bu süreci daha iyi anlamak için ziyaret ettiğimiz Sajjad Khan, biz henüz fotoğraf makinemizin deklanşörüne basmadan, önerdiği bir fotoğraf karesi fikriyle bizi şaşırtıyor: “Başımın yarısını gerçek olarak, diğer yarısını geleceğin otomobil tasarımlarına ait dijital imgeler fışkıracak şekilde gösterebiliriz!” Sanat yönetmenimiz ve fotoğrafçımız dönüp sorgulayan gözlerle birbirine bakıyor. Henüz gerçekleştirilmemiş ve üstelik gizli kalması gereken bir imgeyi nasıl fotoğraflayabilirsiniz ki? Çözümü Khan’ın bir E-Serisi’nin direksiyonuna geçmesi ve bir projektörün yüzüne birler ve sıfırlar yansıtmasıyla buluyoruz. “Bu gayet uygun” diyor Khan. Ne de olsa E-Serisi, dijitalleşmiş araçlar içinde bugüne kadarkilerin en iyisi. Üstelik birler ve sıfırlardan oluşan ikili kod da herhangi bir gizli bilgiyi ifşa edemeyecek kadar soyut. Khan yine de, röportajımız sırasında otomobilin geleceğine dair fikirlerinden bahsediyor.
2016’da üretilecek bir araç için hangisi daha önemli, motor mu, yazılım mı?
Bu konuların ikisi de oldukça önemli. Ancak, bir bütün olarak düşündüğünüzde, örneğin; bir Mercedes-Benz kullanırken, kapısını açarken çıkan sesten sürüş performansına ve gerekli bilgileri nasıl sunduğuna kadar her açıdan sıra dışı bir deneyim yaşamayı beklersiniz.

Ama dijital yönü daha önemli?
Evet, zaten amacımız hayat kalitesini artırmaya çalışırken tüm dijitalleşme ihtimallerini kullanmak. İnsanlık, atların çektiği arabalardan hava araçlarına geçerek, geçtiğimiz 100 yıl içerisinde klasik mühendislik uygulamaları konusunda inanılmaz bir gelişim gösterdi. Önümüzdeki 100 yıl içinde ise yaşamlarımız bilgisayar teknolojileri tarafından daha çok şekillendirilecek. Ama mekanik icatlar da önemlerini korumaya devam edecek, çünkü bizler etten ve kemikten yaratıklarız, sanal varlıklar değiliz.
Peki, yeni E-Serisi ne kadar dijital?
Birçok insan için araçlardaki çevrimiçi özellikler hâlâ son moda. Bizim içinse bu trend çoktan geçti, çünkü biz bunu gerçeğe dönüştüreli çok oldu. Yeni E-Serisi hayal edilebilecek en iyi çevrimiçi özelliklere sahip araç olarak bu alanda standartları belirliyor.
Çevrimiçi özelliklerden neyi kastediyorsunuz?
E-Serisi inanılmaz dijital yeteneklere sahip ve bunlar sadece ilgi çeksin diye konulmuş özellikler değil. Tıpkı insan vücudunu baştan sona dolaşan bir ana damar gibi aracın tamamlayıcı bir parçasını oluşturuyorlar. Örneğin basitçe söylersek araç, internete ve uygulamalara erişebiliyor. Yine de çevrimiçi özellikler tek başlarına sadece bir olanak, asıl mesele onlarla ne yapacağınız.

Gerçekten, bu özelliklerle ne yapıyoruz?
E-Serisi, sürücüsüne özel ve bağlam odaklı bilgi veriyor. Diyelim ki dizel bir araç kullanıyorsunuz ve yakıtınız azaldı, navigasyon sistemi size yolunuzun üzerindeki tüm akaryakıt istasyonlarının yerini gösteriyor. Üstelik özel bir sekmeye girmenize ya da bir uygulama açmanıza gerek yok. Hiçbir şey yapmanıza gerek yok, sadece akaryakıt istasyonunu seçiyorsunuz ve aracın sizi oraya götürmesine izin veriyorsunuz.
Bu, Mercedes-Benz’in “Car-to-X” olarak adlandırdığı iletişim mi?
Evet, bu onun bir örneği, çünkü araç dışarıdan bilgi alıyor. Hangi bilgileri vereceğimiz konusunda da çok seçiciyiz. Vereceğimiz bilginin sürücüye gerçek bir artı değer sunması lazım. Sadece çevrimiçi olmak için bilgi paylaşmanın bir anlamı yok. Bu vizyonla 2016’da birkaç olağanüstü özellikle müşterilerimizi şaşırtmayı umuyoruz.
Bu tam olarak ne zaman olacak?
Her üç ayda bir yeni bir yazılım çıkarıyoruz. Teoride bunu daha hızlı da yapabiliriz, ama müşterinin aracın yazılımında bir güncelleme olduğuna dair çok sık mesajlar almak konusunda pek istekli olacağını düşünmüyoruz. İşimiz, sürücülerin hayatlarını daha da karmaşık hale getirmek değil, tam olgunluğa erişmiş çözümler geliştirmek. Bu yüzden araç içi konforu geliştirme süreci kademeli olarak ilerliyor.

Yazılımlar, konforu artırmak konusunda, iyi bir şasinin yapamadığı ne yapıyor?
Yaklaşımımızı “24 Plus” olarak adlandırıyoruz. Temel fikir, ister kraliyet ailesine mensup olun, ister bir işadamı, hepimizin bir günde 24 saatle sınırlı olduğumuz gerçeğine dayanıyor. Yapmayı amaçladığımız şey, artı değer yaratan hizmetler ve ihtiyaç duyulduğunda otomatik olarak gönderilen, kişiye özel bilgiler sağlayarak müşterilerimiz için daha fazla zaman yaratmak.
Peki, bu çalışmalarınız sürüşü daha güvenli bir hale de getiriyor mu?
Evet. Sürücünün kullanıcı ara yüzü ile sezgisel olarak etkileşime girmesi söz konusu olduğunda, güvenlik hayati bir öneme sahip. Dokunmatik kontrol tuşlarının direksiyonun üzerine entegre edildiği ve sürücünün iki elini de direksiyondan çekmeden, sadece parmaklarının ucunu kullanarak sistemleri kontrol edebildiği E-Serisi bu konuda dünyada bir ilk. Böylece sürücüler eğilip bir tarafa ya da öbürüne bakmak yerine gözlerini yolda tutabiliyor.
Buradan kazaların olmadığı bir çağa yaklaştığımızı söyleyebilir miyiz?
Sürücüleri koruma fikri, otomobil tasarlamaya başladığından beri Mercedes-Benz’in DNA’sında yer alıyor. Geliştirdiğimiz sistemler sayesinde kaza sayıları şimdiden önemli ölçüde azalmış durumda. Dijitalleşme, otonom sürüşle birlikte bir dizi yardım ve bilgi sistemi sayesinde bunun neredeyse sıfıra düşmesini sağlayacak.

Sıfıra ne zaman ulaşacaksınız?
Bana kalsa yarın olurdu, ancak başarımız trafik düzenlemeleri ve altyapı gibi harici etmenlere de bağlı.
Otonom sürüşün gerçekleştirilmesi konusunda departmanınız neler yapıyor?
Sürücüsüz araçları mümkün kılacak şeylerden biri yüksek çözünürlüklü yol haritaları ve sokak planlarına erişebilmek. Tam da bu yüzden Daimler AG, Audi ve BMW’den oluşan bir konsorsiyum yakın zamanda Nokia Here’ın haritalama hizmetini satın aldı. Bu verileri otonom sürüşte kullanmanın yöntemleri üzerinde çalışıyoruz.
Bu yeni teknolojilerin kısmen de olsa kişisel özgürlükleri engelleyeceğinden korkan müşterilere bir mesajınız var mı?
Sanırım her yeni teknolojiye uyum sağlamak biraz zaman alıyor. Otonom sürüş hâlâ birkaç önemli zorluğun üstesinden gelmek zorunda. Öncelikle bu teknoloji kusursuz bir şekilde işlemeli. İkinci olarak da, müşterilerin yeni teknolojilerle ilgili kendilerini rahat hissetmeleri için güvenlerini kazanmamız lazım.

Bu da müşteri deneyimiyle mümkün olabilir. Sürücüler, trafiği gözlemlemek konusunda araçlarının kendilerinden daha iyi olduğuna emin olmalılar. Bunu sağlamanın en iyi yollarından biri, sistemin sürücüyü iki sokak uzaklıktaki tehlikeli bir durumla ilgili bilgilendirmesi gibi bire bir yaşadıkları deneyimler olabilir.
Günün birinde direksiyonun tamamen ortadan kalkması yolunda bir çalışmanız var mı?
Hayır, bence sürücü her zaman bir seçeneği olsun isteyecektir. Sabahları muhtemelen siz e-postalarınızı kontrol ederken ya da okul yolunda çocuklarınızla laflarken otonom sürüşe güle oynaya izin verirsiniz. Ama bir Pazar günü, güneş ışıldarken dağlara doğru yapacağınız bir aile gezisinde direksiyonun başında kendiniz olmayı tercih edersiniz. Otonom sürüş, seçeneklerimizi artırmak için var, kısıtlamak için değil.


2

Mercedes-Benz Bahar Rallisi’nde
bizi içten bir “Merhaba” ile karşılayan Mercedes-Benz Türk CEO’su Britta Seeger’in klasik otomobil tutkusuna şahit olduk. Seeger, Türkiye’deki bir yılını ve Mercedes-Benz Türk’teki çalışmalarını anlattı.

ara

Sohbetimize sizi sizden dinleyerek başlamak isteriz.
Daimler AG’de 1992 yılında başlayan yolculuğum boyunca pazarlama, satış ve satış sonrası hizmetler gibi alanlarda farklı seviye ve pozisyonlarda görev aldım. Ardından 2013’te Mercedes-Benz Kore’ye CEO olarak atandım. Seul’de geçirdiğim iki yılın sonunda Ağustos 2015 itibariyle Mercedes-Benz Türk CEO’su olarak görevlendirildim. Eşim, iki oğlum ve bir kızımla birlikte Türkiye’ye yerleştik.
Farklı ülkelerdeki görevlerin ardından burada bulunmak sizin için nasıl bir deneyim?
Burada geçirdiğim bir yılın ardından, Türkiye’yi ve Mercedes-Benz Türk’teki işimi çok sevdiğimi söyleyebilirim. Şirket olarak burada büyük bir faaliyet yürütüyoruz. Güney Kore deneyimimden sonra Türkiye’de çalışmayı büyük bir şans olarak görüyorum. Ayrıca, ailem ve ben Türkiye’de geçireceğimiz ilk yaz için oldukça heyecanlıyız.
Türkiye’ye geldiğimde büyük bir içtenlikle karşılandım. Bunun çok özel ve güzel bir duygu olduğunu söylemeliyim. Profesyonel alanda ise hem şirketimizdeki hem de bayilerimizdeki çalışma arkadaşlarımın işlerindeki yetkinliğine tanık oldum. Kendilerini işine adamış ve büyük coşkuyla çalışan bir ekibin içinde olmak keyifli bir deneyim oldu. Bu vesileyle çalışma arkadaşlarımla ne kadar gurur duyduğumu söylemeliyim. Yakaladığımız başarının onların adanmışlıkları olmaksızın gerçekleşemeyeceğine inanıyorum.

Türkiye’de yaşamak ve çalışmak hakkındaki düşünceleriniz nedir? Mutlu olduğunuz, keyif aldığınız ya da zorlandığınız konular var mı?
İnsanların görmek için can attıkları ve tatil için geldikleri bir ülkede yaşıyoruz. Bu nedenle ben ve ailem Türkiye’de yaşamaktan büyük keyif alıyoruz. Ayrıca hepimiz muhteşem Türk mutfağına bayılıyoruz; özellikle sabahları simit ve akşamları meze yemek en büyük tutkularımızdan. Bunun yanı sıra İstanbul’un zengin kültürel mirası içinde bulunmak da başlı başına çok özel bir durum. Üç çocuklu Alman bir aile olarak gittiğimiz her yerde insanlar tarafından dostça karşılanıyoruz. Bu dostluğa karşılık verebilmek için Türkçe öğrenmeye çalışıyoruz. Ben henüz büyük bir ilerleme gösteremedim, ama pes etmek yok: “İnşallah olacak!”
Özellikle Türkiye’de erkek egemen bir sektörde yönetici pozisyonunda bir kadın olmak nasıl bir duygu?
Dünyanın neresinde olursa olsun; farklı zihniyetlere, kültürlere ve eğitimlere sahip, farklı insanlarla çalışabilmek; benim için cinsiyet farklılığından daha önemli bir konu. Almanya, Güney Kore ve Türkiye gibi farklı ülkelerde çalışmış biri olarak her yerde bir takım zorluklar olduğunu söylemek mümkün. Bu nedenle cinsiyetlere bakmaksızın birlikte çalıştığınız kişilerle insani bağlar kurmanın en önemli adım olduğunu düşünüyorum. Örneğin; Türkiye’de oldukça gelişmiş bir ticari yapı, olgun bir otomotiv sektörü ve deneyimli insanlar var. Türkiye’de çalışanlarımız, bayilerimiz, tedarikçilerimiz ve müşterilerimizde gördüğüm profesyonelliği seviyorum. Bunun yanında Türkiye’de kadınların iş hayatına olan ilgilerini ve bu alandaki var olma mücadelelerini gözlemliyorum. Ben de olumlu deneyimlerimle genç kadınlara ilham verebilmeyi umuyorum.

Yönetim anlayışınızı ve ekibinizle iletişiminizi nasıl tarif edersiniz?
Çalışma arkadaşlarım için, çalışmaktan keyif alacakları bir atmosfer ve ortam yaratmaya önem veriyorum. Bu yüzden ekibime karşı özgün, açık ve ilgili olmaya çalışıyorum. Öte yandan açık ve anlaşılır geri bildirimler vermeye ve yaptıkları işleri takdir etmeye gayret ediyorum. Ayrıca çalıştığım insanları dinlemeyi severim. Ne kadar dikkatli dinlersek o kadar iyi kararlar ve sonuçlar alırız!
Mercedes-Benz, Türkiye’de ve dünyada, sanattan spora birçok faaliyeti ve sosyal sorumluluk projesini destekliyor. Marka olarak bu konudaki kurumsal yaklaşımınızı nasıl özetlersiniz?
Mercedes-Benz olarak her alanda sürdürebilirliğe önem veriyoruz. Bu vizyon şirketimizin yürüttüğü uzun vadeli kurumsal sosyal sorumluluk projelerini de kapsıyor. Mercedes-Benz Türk olarak sponsorluk faaliyetleri ve kurumsal sosyal sorumluluk projeleri aracılığıyla Türk toplumuna bağlılığımızı güçlendirmeye devam edeceğiz. Farklı alanlarda farklı projeleri destekleyerek sorumluluklarımızı yerine getirmeye ve proaktif olmaya çalışıyoruz. Örneğin eğitim alanında 2004 yılında meslek liselerinde okuyan kız öğrencilere yönelik bir burs programı olan “Her Kızımız Bir Yıldız” projesini başlattık. 2013’te 7-14 yaş arası çocuklar için trafik eğitim programı olan “MobileKids”i faaliyete geçirdik. Meslek liselerindeki otomobil laboratuvarlarını yenileme projemiz olan “EML’miz Geleceğin Yıldızı” projesi ise 2005’ten beri sürüyor. Sanatsal ve kültürel faaliyetler alanında 1986 yılından beri İstanbul Müzik Festivali’ne 2006’dan itibaren de Ankara Müzik Festivali’ne sponsor oluyoruz.

Spor alanında ise 1996 yılından beri Türkiye Futbol Federasyonu’nun, 2001’den bu yana da Türkiye Basketbol Federasyonu’nun ana sponsoru olarak yer alıyoruz. Bu örnekleri göz önüne alarak Mercedes-Benz’in oldukça iyi bir “kurumsal vatandaş” olduğunu söyleyebilirim. Bunu sürdürmek için çalışıyoruz.
Klasik Otomobil Kulübü’yle bu yıl ikincisini gerçekleştirdiğiniz Mercedes-Benz Bahar Rallisi’ni destekleme süreci nasıl gelişti, hedefiniz neydi?
“Otomobilin mucidi” Mercedes-Benz bu sene 130’uncu yaşını kutluyor. Bu vesileyle geçmişimizi asla unutmuyoruz. Geçmişimiz olmadan geleceğimizin olamayacağına inandığımız için daima bugün ile geçmiş arasında köprüler kurmanın yollarını arıyoruz. Bu inancı temel alması açısından Mercedes-Benz Bahar Rallisi sponsorluğu bizim için oldukça anlamlıydı. Bu sayede markamızın yapı taşlarını görme ve hissetme şansı yakaladık.
Ayrıca bu sponsorluk süreci, bize ve müşterilerimize ilham verici bir marka deneyimi sundu. Bu, bizim marka deneyimleri yaratmak konusundaki dinamik yaklaşımımıza da mükemmel şekilde uyuyor, çünkü gerçek deneyimlere önem veriyoruz. Yollarda olmayı seviyoruz!

Klasik otomobil organizasyonlarının dünyadaki örneklerini düşündüğünüzde Mercedes-Benz Bahar Rallisi’ni nasıl değerlendirirsiniz?
Uluslararası alanda Mercedes-Benz’in bir parçası olmayı tercih ettiği klasik otomobil etkinlikleri arasında; tarihi 17. yüzyıla uzanan ve dünyanın farklı yerlerinde gerçekleştirilen Concours d’Elegance etkinliklerini, çeşitli klasik otomobil rallilerini, “Historic Motorsport” olarak adlandırılan klasik yarış otomobillerinin katıldığı organizasyonları, fuarları ve sergileri sayabiliriz. Bunlar arasında; ABD’de Pebble Beach ve Amelia Adası’nda düzenlenen Concours d’Elegance’ların, Fransa’daki Chantilly Arts&Elegance’ın, Birleşik Krallık’taki Goodwood Hız Festivali’nin ve İtalya’daki Mille Miglia rallisinin öne çıktığını görürüz. Bu organizasyonlar klasik otomobil dünyasındaki önemlerinin yanında çok sayıda ve çeşitlilikte klasik otomobilin katılması sebebiyle de dikkat çekiyor. Mercedes-Benz Bahar Rallisi’ne de dünyadaki klasik otomobil etkinlikleriyle paralel şekilde yüksek bir katılım olmasını hedefledik. Bu sene 80 kadar araç misafir ettik ve bundan büyük zevk duyduk. Seneye daha fazlasının ve bir sonraki sene çok daha fazla aracın katılımını umuyoruz. Sadece Mercedes-Benz klasiklerini değil, tüm diğer markaların araçlarını da misafir etmekten memnun oluyoruz. Gerçek zenginliğin tüm klasik otomobillere kucak açmak olduğuna inanıyoruz.
Sizin klasik otomobillerle aranız nasıl? Kendinizi bir “klasikçi” olarak görüyor musunuz? Favori bir modeliniz var mı?
Klasik otomobillere bayılıyorum. Bence klasikler asaletin ve kültürel mirasın birer sembolü. Son derece saf ama aynı zamanda asil… Favori modelim ise kırmızı bir SL 300! Benim için ebediyeti temsil ediyor ve kırmızı renk, aracı daha da çekici ve güzel gösteriyor.

İş dünyasında başarılı bir CEO olmak mı, direksiyon başında olmak mı daha keyifli?
Bu eğlenceli bir karşılaştırma. Ancak benim yanıtım ikisinin de keyifli bir kombinasyonunu tercih ettiğim yönünde olurdu. İnsanlarla çalışmayı, birlikte sorumluk alıp zorlukların üstesinden gelmeyi seviyorum. Öte yandan otomobil kullanmaya da bayılıyorum. Rahatlamama, kafamı boşaltmama ve yaratıcı fikirler üretmeme yardımcı olduğu için özellikle hafta sonları otomobil kullanmaktan büyük keyif alıyorum. Tabii ki trafikte sıkışıp kalmadığım zamanlarda! Ayrıca, kim bir Mercedes kullanmaktan hoşlanmaz ki?
Kişisel olarak ve Mercedes-Benz adına, klasik otomobil severlere ne söylemek istersiniz?
Klasik otomobil tutkunu biri olarak, klasik otomobil severlerin sahip oldukları araçlara ve böyle etkinliklere zaman ayırmalarına hayranlık duyuyorum. Mercedes-Benz Bahar Rallisi 2016’nın ana sponsoru Mercedes-Benz’in CEO’su olarak ise klasik otomobil severlerin yaşamlarına güzellik kattığını düşündüğüm bu organizasyonu desteklediğimiz ve ev sahipliği yaptığımız için büyük gurur duyduğumuzu belirtmeliyim. Bu vesileyle tüm katılımcılara tekrar teşekkür ediyorum. Umarım herkes için keyifli olmuştur.


5

Mercedes-Benz’in
kült statüsüne ulaşmış roadster modeli SLK isim değiştirdi. Açılabilir sert tavana sahip, iki koltuklu bu otomobil Nisan 2016’dan itibaren SLC ismini kullanmaya başladı. Ancak, yirminci yılını kutlayan aracın geçirdiği tek değişim bu değil…

ara

SLK harfleri, 1996’dan beri tarih yazmakta olan bir Mercedes modelinin gövdesini süslüyor. Bugün, 20’nci yaşını kutlayan bu kompakt model, iki kişilik üstü açık (roadster) bir otomobil sürmenin ayrıcalıklı keyfini, bir coupé’nin gündelik kullanıma uygunluğu ile birleştirdi. Bu başarının ardında ise her türlü hava koşulunda konfor seviyesini yükselten, açılabilir sert tavan (Vario tavan) yatıyor. SLK, lanse edildiği yıl Almanya’nın en çok satan roadster’ı oldu ve o günden beri dünyanın her yerinde hayranlarının sayısı artıyor. SLK nesilleri içinde 2004’e kadar üretilen R 170, 2011’e kadar üretilen R 171 ve 2011’den beri üretimi devam eden R 172 versiyonları toplamda 670 bin adetlik satış rakamına ulaştı.
Bir Mercedes-Benz klasiği haline gelen bu model, şimdi makyajını tazeliyor ve yeni bir isim alıyor; artık SLK yerine SLC olarak anılacak. Bu değişim, söz konusu roadster’ın C-Serisi ile olan yakın ilişkisine vurgu yapıyor ve Mercedes-Benz tasarımcılarının yaptığı bir dizi başka teknik ve tasarım iyileştirmeleri bu değişime eşlik ediyor. Görsel açıdan da otomobil artık daha dinamik bir görünüm sergiliyor, donanım seçeneklerinin arttırıldığı ve sayısız başka detayda iyileştirmeye gidildiği görülüyor. Araç, iç süslemelerinden panoramik açılabilir sert tavanına kadar geçirdiği değişimi tümüyle ortaya koyuyor.
İÇ AKSAM
SLC’nin iç mekânındaki alüminyum süslemeler karbon-fiber dokusuyla tamamlanıyor. Bu birleşim aracın sportif tarzını daha da öne çıkarıyor. Aracın gösterge paneli de baştan aşağı yenilenmiş. Audio 20 sistemi yerinde dururken orta konsoldaki göstergenin boyutu yedi inçe çıkarılmış (17,8 cm) ve gösterge, parlak siyah bir çerçeveyle kuşatılmış. Deri döşemeler için eyer kahvesi ve platin beyazı olmak üzere iki yeni renk seçeneği mevcutken; opsiyonel ambiyans aydınlatması artık ayak boşluklarına da kırmızı, kutup mavisi ve kutup beyazı renklerinden tercih edileni yansıtıyor.

IŞIKLAR
SLC’de sunulan LED Akıllı Işık Sistemi, yolu gün ışığına çok yakın beyaz bir renkte aydınlatıyor. Sistemin; otoyol modu, viraj ışığı fonksiyonu, kamera temelli adaptif aydınlatma fonksiyonu, kavşak ışığı fonksiyonu ve genişletilmiş sis farı fonksiyonu olmak üzere beş farklı modu bulunuyor. Opsiyonel Adaptif Uzun Far Yardımcı Sistemi, karşı yönden gelen sürücülerin gözlerini kamaştırmadan farların sürekli uzunda kalmasını sağlıyor.
ÖN KISIM
Sportif etki SLC’nin her köşesinde kendini gösteriyor. Sert ve keskin çizgilere sahip radyatör ızgarası ve ok biçimli kaputuyla, yeni tasarlanan burun kısmı daha da dinamik bir görüntü çiziyor. Elmas şekilli radyatör ızgarası tüm SLC modellerinde standart olarak yer alıyor. Aracın dâhili LED gündüz farları göz alıcı bir etki bırakıyor. Çıkıntı yapan hava girişleriyle yeni ön tampon, bu klasiğin bir başka coupé tasarım özelliği olarak öne çıkıyor.
VARIO TAVAN
Elektrohidrolik tavanı kontrol etmek artık daha kolay. Eğer tavan hareketine, sürüşe geçmeden önce başladıysanız kapama işlemini saatte 40 km hızı geçmeden sürüş sırasında da yapabilirsiniz. Magic Sky Control sistemine sahip Panoramik Vario Tavan’ın ışık geçirgenliği, bir tuş dokunuşuyla karartılmış durumdan şeffafa dönüşebiliyor ve böylece tavan kapalıyken de yıldızları izleyebilmenize olanak sağlıyor.

335 LİTRE
Bu rakam SLC’nin bagaj kapasitesini ifade ediyor ve onu seyahat eden çiftler için de ideal hale getiriyor. Araçta yeni sunulan yarı otomatik bagaj ayırıcısı da dikkat çekiyor. Ayırıcı, bagaj kapasitesinin artırılması için açık pozisyona getirildiğinde, tavan açılır açılmaz otomatik kapanıyor. Bunu yapabilmesi için yeterli alanın olmaması halinde gösterge panelinde sürücüye bir uyarı gösteriliyor.


3

DAIMLER ENERJİSİ
Daimler, e-mobility konsepti konusundaki yaratıcı çalışmalarına tam gaz devam ediyor. Şu an üzerinde çalışılan otomobiller, bataryalar ve yeni nesil yakıt pompaları gibi alanlara hızlıca göz gezdiriyoruz.

ara

1.BATARYA ÜRETİMİ
Elektrikli bir otomobilin bataryasını üretmek; ultrasonik kaynak, yüksek hassasiyetli montaj, helyum sızdırmazlık testi gibi oldukça karmaşık 21 ila 26 farklı üretim aşamasından oluşuyor. Almanya’nın Saksonya eyaletinde küçük bir kasaba olan ve Daimler’in yeşil teknoloji planlarında önemli bir yer tutan Kamenz’de ise bu süreç sadece 24 dakika sürüyor. Burada, Daimler çatısı altında faaliyet gösteren Deutsche ACCUmotive şirketindeki 230 kadar işçi, Mercedes-Benz ve smart’ın çeşitli elektrikli ve hibrid modelleri için 2012 yılından beri 70 bin batarya üretti. ACCUmotive’in AR-GE birimi, Kamenz’den biraz daha uzakta, Svabya bölgesinde Nabern şehrinde bulunuyor. Daimler AG’nin geliştirme sahalarının, bu şehre yakın Sindelfingen ve Ulm’da bulunması da batarya teknolojisinin otomobillere paralel bir şekilde geliştirilmesini mümkün kılıyor. ACCUmotive’in CEO’su Frank Blome bu süreci; “Nabern’de lityum-iyon bataryaların geliştirilme sürecine çok erken bir aşamada dâhil olarak başarımızı arttırmış olduk” sözleriyle açıklıyor.
Blome’un “Bir bataryanın, otomobil üretim süreçlerine en iyi nasıl entegre edilebileceğine karar veriyoruz” sözleri buradaki uzmanlığa işaret ediyor. Batarya uzmanları performansı en üst düzeye çıkarmak için çalışmalarında üç temel özelliğe odaklanıyor: Güç, şarj süresi ve fiyat… Uzmanlar, önümüzdeki beş ila 10 yıl içerisinde, tek seferlik şarjla 400 km’nin üzerindeki mesafelerin ve 20 dakika gibi hızlı bir şarj süresinin gerçek olacağına ve aynı dönem içerisinde fiyatların yarı yarıya düşeceğine inanıyorlar.

2.ELEKTRİKLİ FİLO
S-Serisi’nden smart’a kadar tüm model ve seriler düşünüldüğünde, Mercedes-Benz kadar geniş bir yelpazede elektrikli otomobil seçeneği sunan başka bir üretici olmadığını söyleyebiliriz.
Mercedes-Benz, elektrikli otomobil modellerini üç farklı türde üretiyor. İlki, içten yanmalı bir motoru olmayan, tamamen elektrikli otomobiller. 2016 Sonbaharı’nda dördüncü nesli piyasaya çıkacak olan iki kişilik şehir otomobili smart fortwo buna iyi bir örnek. Bu sınıfın bir başka örneği, tek seferlik şarjla 230 km’ye kadar menzili olan, beş kapılı kompakt bir MPV (Multi Purpose Vehicle /Çok Amaçlı Araç) modeli olan B 250 e. Prizden şarj edilebilen hibrid modeller, Mercedes-Benz’in sunduğu ikinci elektrikli otomobil çeşidini oluşturuyor. Bu araçlar o kadar büyük bir bataryaya sahip ki günlük seyahatlerinizi sadece elektrik enerjisi kullanarak kolayca yapabiliyorsunuz. Tıpkı, tam elektrikli modeller gibi bataryalarının bir kablo kullanılarak şarj edilebilmesi gibi bir avantaja da sahipler. Uzun yolculuklarda ise benzinli motor tek başına ya da elektrik motoru ile beraber kullanılabiliyor ve bu özellik, bu araçları uzun mesafeler için mükemmel kılıyor. C-Serisi’nden GLE’ye, GLC’den S-Serisi’ne Mercedes yıldızı taşıyan birçok modelin prizden şarj edilebilen hibrid versiyonları da bulunuyor. Üçüncü tip elektrikli otomobiller, benzinli motora yardımcı olarak bir elektrik motoru kullanan ve böylece otomobilin verimliliğini artıran hibrid modellerden oluşturuyor. Mercedes, elektrikli otomobiller içinde bir ek kategori olarak düşünebileceğimiz ve B-Serisi F-Cell’de olduğu gibi bir yakıt hücresiyle çalışan araçlar da üretiyor. Bu sistem hidrojenle çalıştığından ve aracın içerisindeki bir yakıt hücresi hidrojeni elektriğe çevirerek elektrik motoruna ilettiğinden uzun şarj sürelerine gerek kalmıyor. 2010 yılından beri Avrupa ve ABD yollarında 200 kadar B-Serisi F-Cell seyahat ediyor. Mercedes-Benz GLC temel alınarak üretilecek yakıt hücreli bir sonraki neslin 2017 itibariyle yollarda olması planlanıyor.

3.GELECEĞİN YAKIT POMPALAR
Elektrikli otomobillerin büyük kısmı bataryalarını şarj etmek için bir elektrik şebekesine bağlanmak zorunda. Yakıt hücreli araçlarda ise bu işlem tamamen farklı gerçekleşiyor. Yakıt hücreli sistem hidrojenle çalışıyor ve hidrojen, araç içerisinde elektriğe dönüştürülüyor. Bu nedenle araçların yakıt tanklarında hidrojen olması yeterli oluyor. Yakıt hücreli bir araca hidrojen doldurmak üç dakika içerisinde hızlı ve kolayca gerçekleşirken, elektrikle şarj etmek daha uzun sürüyor. Hidrojen tedarik alt yapısı henüz gelişim aşamasında olduğundan, bu sistemin yaygınlaşması için biraz daha zamana ihtiyaç var. Öte yandan elektrikle şarj sistemi gelişimini sürdürüyor. Almanya’da şimdiden neredeyse 5.600 şarj istasyonu bulunuyor. Gelecekte şarj süresinin 20 dakikaya inmesi ve böylece istasyon sayısının da artması bekleniyor. Daimler, her iki yakıt kaynağının dolum işlemini de basitleştirmek için sıkı bir şekilde çalışıyor. Bu amaçla, 2015 Sonbaharı’nda Air Liquide, Linde, OMV, Shell ve Total ile işbirliğine giderek, 2023 itibariyle 400 hidrojen dolum istasyonu inşa etmeyi amaçlayan “H2 Mobility Germany” isimli ortak bir girişim oluşturdu. Şarj etmeyi oldukça kolaylaştıracak olan bir başka yenilik olan endüktif şarj sistemi de bu iki sistemle paralele olarak ilerliyor. Daimler kablosuz, temassız bir şarj işlemi gerçekleştirebilmek için araçların altına konulacak bir taban levhası üzerinde çalışıyor ve bu teknolojinin 2018 itibariyle piyasaya çıkması bekleniyor.

4.BİLGİ SİSTEMLERİ
Elektrik motoruna sahip araç sahiplerinin aklına gelebilecek; “Mevcut şarjımla ne kadar uzağa gidebilirim?” ya da “Aracımı nerede şarj edebilirim?” gibi soruların cevabı artık çok basit. Mercedes-Benz’in hem iOS hem de Android cihazlarda çalışabilen, “Şarj Et&Öde” (Charge&Pay) uygulaması; uygun şarj noktalarını gösteriyor, şarj sürecini kontrol ediyor ve nakit kullanmadan ödeme yapmayı mümkün kılıyor. Mercedes-Benz’in elektrikli otomobillerine standart olarak eklediği “Remote Online” hizmeti ise kullanıcının aracı önceden ısıtmasını ve şarj etme ayarlarını programlamasını mümkün kılıyor. Bu özellik, aynı zamanda rota seçimini de göz önünde bulunduran bir göstergeyle destekleniyor. Örneğin, yokuş yukarı çıkarken düz yolda olduğundan daha fazla elektrik harcanıyor, ama yokuş aşağı inerken bu enerji geri kazanılabiliyor. Söz konusu gösterge, seçilen rotanın topoğrafyasındaki bu tür etmenleri öngörüyor. Mercedes, aynı akıllı enerji yönetim prensibini hibrid modellerinde de kullanıyor. Uydu temelli veriler bir yokuşun yaklaşmakta olduğunu gösterdiğinde elektrik motoru, ana motora daha fazla yardım ediyor; inişe geçildiğinde ise enerji tekrar biriktirilebiliyor.

5.EV ENERJİSİ
lektrikli bir otomobilin bataryaları o kadar güçlü ki, bataryaların olası kullanım alanları otomotiv dünyasının çok ötesine geçiyor. Bu nedenle
Daimler’in batarya uzmanları, yıllardır diğer uygulama alanları üzerinde araştırmalar yapıyor.
Örneğin, sabit akülere çevrilen otomobil bataryaları, şehir elektrik şebekesinde talebin yükseldiği zamanlarda, kapasiteyi artırarak enerji nakil hatlarını stabilize etmekte kullanılabiliyor. Ayrıca evlerde, güneş enerjisi sistemlerine entegre edilerek elektrik depolayabiliyor.
Mercedes-Benz’in Elektrik/Elektronik ve E-Sürüş Birimi, Geliştirme Başkanı Harald Kröger bu durumu; “Otomobillerimizde dünyanın en güvenli teknolojisini kullanıyoruz. Bu, sabit kullanımlar için de uygun çözümler oluşturuyor” diye açıklıyor. Aynı durum, emeklilik zamanı gelen bataryalar için de geçerli. Bu bataryalar, otomobillerde 10 yıl olan kullanım süreleri dolduğunda, hâlâ ilk baştaki kapasitelerinin yüzde 80 kadarına sahip oluyorlar. Dolayısıyla yenilenebilir enerji kaynaklarının depo ünitesi olarak bir on yıl daha kullanılabilirler. Daimler, kısa bir süre önce dünyanın en büyük ikinci el batarya depolama birimini yaratmak için üç farklı şirketle iş birliğine gitti. Elektrikli smart modellerinde kullanılan batarya sistemleri, bu birimde bir araya getirilecek ve toplamda, saatte 13 MW’lik (megawatt) bir kapasite ortaya çıkaracak. Bu, fosil yakıtları kullanan enerji santrallerindeki enerji dalgalanmalarının üstesinden gelmek için bir çözüm oluşturacak. Dahası, bataryaların bu şekilde yeniden kullanımları elektrikli otomobillerin kullanım süreleri ve maliyetlerini de dengeliyor. Bu çözümler sayesinde elektrikli otomobiller, uzun vadede daha az maliyetli hale geliyor.


5

Mercedes-Benz,
45 yıl sonra, S-Serisi’ni temel alan lüks cabriolet modeliyle bir kez daha şaşırtıyor. Üstü açılabilen dört koltuklu bu yeni model, öncüsü olan ünlü
W 111’le her açıdan yarışıyor ve bir efsane her zamankinden daha güçlü geri dönüyor.

ara

Rüyaların hammadesi nedir?” ya da “Mutlulukla aynı malzemeden olabilir mi?” gibi fantastik soruların yanıtlarını bilemesek de otomobille ilgili düşlerde neler olabileceğini biliyoruz. Örneğin, anlaşılır şekilde bir efsane olarak tanımlanan Mercedes-Benz W 111 Cabriolet yapmak için çelik, krom, süslemeler için ceviz ağacından ahşap ve deri yeterli görünüyor. Sadece boyutu, yumuşak çizgileri ve kıvrımlarıyla bile hâlâ bir sükûnet ve otorite sembolü olan bu inanılmaz zarif otomobil, altı silindirli motoruyla 220 SE Cabriolet olarak yollarda ilk kez boy göstermeye başladığında yıl 1961’di. Sedan versiyonunun, ona “Fintail” lakabını kazandıran kuyrukları Cabriolet’de yuvarlatılmıştı.
Bu otomobillerde deri koltuklar, şık ahşap kaplama ve döşemeler, geniş iç mekan gibi özellikler zarif ve sofistike bir konfor sağlıyordu. Bu birleşim, Daimler’in ünlü olduğu türden yeni güvenlik uygulamaları ile tamamlanıyordu. Disk frenler, çarpışma plakasına sahip bir direksiyon, ön ve arkada deformasyon bölgeleri gibi güvenlik uygulamalarının hepsi bu otomobillerde kullanılmıştı. Araç, uzun yol otomobili olarak görülüyordu, ama hayranlarının rüyalarını süsleyerek başarısını ikiye katlamıştı. 1971’e gelindiğinde seri; 250 SE, 280 SE ve V8 280 SE 3.5’i de içine alacak şekilde genişlemişti. Aradan geçen 45 yıllık zaman içinde bu Cabriolet’nin efsanevi hali korundu.
Günümüzde, üstü açık bu klasik otomobilleri gökyüzünü izleyerek sürerken, Mercedes tasarımcılarının geleneğe olan saygılarını hissedebiliyorsunuz. Ayrıca, 1960’larla özdeşleşmiş özgürlük ve ilerleme hayalleriyle tutuşmaktan kendinizi alamıyorsunuz. O kadar ki, W 111 Cabriolet’lerin birer klasik olma serüvenleri, son araç üretim hattından çıkar çıkmaz başlamıştı. Bu otomobillerin değerleri zaman içerisinde inanılmaz arttı. Örneğin, 1971 model bir 280 SE 3.5’in fiyatı bugün 255 bin ilâ 390 bin Euro’ya kadar çıkabiliyor. On yıl önce ise 105 bin Euro civarındaydı. Benzer şekilde bugün, bir 220 SE için 75 bin Euro gibi bir tutar yeterli, ama bu rakamın da zamanla artacağına şüphe yok.

45 yıl sonra dönüyor
Efsanevi W 111’in yerini doldurmak kolay değil, ama yeni S-Serisi Cabriolet’ler, seleflerine lâyık birer veliaht olarak bu konuda zorlanmıyor. Ünlü ataları gibi 2016 model bu otomobil de muhtemelen kendi zamanının hayran olunan ve yenilikçi cabriolet’si olarak öne çıkacak. Otomobile profilden bakıldığında, dinamik hatlarının, ona seleflerinin güçlü sükûnetini verdiğini görmek zor değil. Her türlü hava koşulunda, hem kısa hem de uzun yolculuklarda bakışları kendisine çevireceğine de şüphe yok. Bunun bir nedeni de, ilk kez bu otomobilde kullanılan yeni Thermotronic iklim kontrol sistemi. Bu sistemin bir parçası olarak, koltuk başlıklarından, sürücü ve ön yolcunun ense bölgesine sıcak hava verilerek, soğuk havalarda bile üstü açık sürüş mümkün kılınıyor. Thermotronic, iç mekan iklim dengesini, üstü kapalıdan açığa geçirirken bile tamamen otomatik olarak koruyor. Otomobilin gövdesinde bulunan 12 sensör, aracın içindeki ve dışındaki sıcaklıkların yanı sıra gelen güneş ışınlarının yoğunluğunu, hava kalitesini ve zararlı gazların düzeyini kaydediyor ve sistem dışarıdan içeriye alınan havanın kontrolünü sağlıyor.
Tavanı açıkken bile huzur dolu
Bu otomobilde, olağanüstü iklim kontrol özellikleri ve otomobilin içini neredeyse manastır huzuruyla dolduran, istisnai akustik konfor birbirini tamamlıyor. Bu anlamda Cabriolet, şimdiye kadar üretilmiş en sessiz otomobil olan S-Serisi Coupé’den çok da geri kalmıyor. Cabriolet’in kapılarındaki yalıtım konsepti ve çift katmanlı camları olağanüstü bir etkiye sahip. Tavan açıkken Aircap otomatik rüzgâr önleme sistemi içerideki türbülansı azaltıyor ve hava akımının daha az gürültü çıkarmasını sağlıyor. Ön cam çerçevesinden bir rüzgâr saptırıcı çıkarken, koltuk başları arasındaki bir rüzgârlık esintiyi asgariye indiriyor. Üç katmanlı tente ise siyah, lacivert, bej ve bordo renk seçeneklerine sahip. Ayrıca, bir tür sentetik lastik olan bütil isimli malzemeden bir katman da su izolasyonu sağlıyor.

Aslında bu Cabriolet’lerde, bir tür suni kauçuk olan neopren daha çok kullanılıyor, ama bütil neopren’den daha fazla ses yalıtımı sağlıyor. Tavan döşemesi ve arkasındaki kaplama da dışarıdaki sese karşı ek koruma sağlıyor.
Tavanı tek bir tuş dokunuşuyla, 20 saniyede içine alan tente kapağı, otomobilin, geniş ve kaslı arka bölümündeki krom süslemeyle uyum gösteriyor. Bu sayede farklı deri seçenekleri, krom süslemeler ve altı değişik renk konsepti arasından yaptığınız seçimin üzerine güneşin ışıltısı doğuyor. Renk seçeneklerinden biri, porselen ve okyanus mavisi tonlarını bir araya getirerek S-Serisi’ne sofistike bir yat ambiyansı veriyor. Cabriolet, son teknoloji Mercedes-Benz Akıllı Sürüş yardımcı sistemleri sayesinde yolcu güvenliği ve konforu konusunda da öne çıkıyor. Bu teknolojiler frenlemeye yardımcı oluyor, otomobili şeritte tutuyor, yaya uyarısı veriyor ve hatta gerekli olduğu durumlarda PRE-SAFE sistemini kullanarak hızı düşürüyor. PRE-SAFE PLUS ise, arkadaki otomobilin çarpma ihtimalini önceden belirliyor ve hızla çakan dörtlü sinyaller ile çevreyi uyarıyor. Tehlikenin bu şekilde atlatılamaması durumunda sistem, çarpışmadan önce emniyet kemerlerini otomatik olarak sıkıyor ve çarpışma öncesinde durur haldeyseniz çarpışma kuvvetlerini azaltmak için frenleri sert bir şekilde sıkabiliyor.
Akıllı teknolojilerin ebedi bir tasarımla birleşmesi sonucu ortaya bir sanat eseri çıkıyor. Öyle bir eser ki, Mercedes-Benz Cabriolet ailesinde 45 yılı aşan bir geleneği sürdürüyor.


5

ŞEHRE SIĞMAYAN ENERJİ
İstanbul’un giderek artan marka değeri, şehrin gündüz ve gece yaşamını ayrı ayrı popüler hale getiriyor. Hemen her gün bir yenisiyle tanıştığımız restoran ve şeflerle gastronomi alanındaki gelişmelerin merkezi haline gelen İstanbul, bir yandan da müzik ve eğlence hayatında trend belirleyen bir rol oynuyor. Bu değişim, şehrin enerjisini de yükseltiyor: İstanbul artık daha hızlı, daha eğlenceli ve daha zeki… Şehrin bu yeni yüzüyle tanışmak için Şef Pelin Çakar ve DJ Ekim Baykara’ya smart’la eşlik ediyoruz.

ara

Pelin Çakar’la günün ilk ışıkları
1978 yılında İstanbul’da doğan Pelin Çakar, Bilgi Üniversitesi’ndeki İşletme eğitiminin ardından yaşamının üç yılını ABD’de geçiriyor. Burada, University of California Berkeley’de Pazarlama eğitime devam eden Çakar, daha sonra City College of San Francisco’da Culinary Arts eğitimi alıyor. Bu eğitim de hayatının dönüm noktası oluyor. Türkiye’ye döndüğünde artık kendini mutfağa ve gastronomiye adamış bir şef olarak yolu Lucca ile kesişiyor. 2006 yılından bu yana Lucca’da mutfak koordinatörü olarak çalışan Pelin Çakar, İstanbul’un genç, dinamik ve enerjik yönünü temsil ediyor. Pelin Çakar’a smart forfour ile eşlik edeceğimiz güne sabahın ilk ışıklarıyla başladığımızda, onun işine olan tutkusuna da şahit oluyoruz. Sabah 06.00’da Feriköy’de kurulan “% 100 Ekolojik Pazar”da buluştuğumuzda, ekibimizin aksine, Pelin Çakar ve smart çoktan güne hazır görünüyor. Birbirinden taze, organik sebze meyve tezgâhlarının arasında hızla ilerleyen Çakar; “Kullandığım malzemelerin mevsiminde ve taze olması benim için çok önemli” sözleriyle mutfak sırlarını paylaşmaya başlıyor.
Smart Tutkusu
Mayıs ayında 10’cu yılını kutlayan “%100 Ekolojik Pazar”dan aldığı malzemeleri smart forfour’un kullanışlı bagajına kolayca yerleştiren Pelin Çakar, direksiyona geçiyor ve Eminönü’ne doğru yola çıkıyor. Yola çıktığımız ilk anda kendisinin de bir smart sahibi olduğunu neşeyle anlatan Çakar’dan, aracının 2011 model olduğunu öğreniyoruz. Bu araca gerçekten tutkuyla bağlı olduğunu ise “İleride kült bir model olacak, bu yüzden smart’ımı hiçbir zaman satmayacağım” sözlerinden anlıyoruz. Sohbetimiz sürerken, sabahın erken saatleri olmasının avantajıyla kısa sürede Eminönü’ne varıyoruz. Burada, Lucca için mevsimin en taze balıklarını aldığı İstanbul Balıkçısı’na gidiyoruz. Akşam menüsünde Lagos Buğulama var. Tarihi Yarımada’nın kalbindeyken, Pelin Çakar’a İstanbul’u soruyoruz. “İstanbul çok dinamik, yaşayan, enerji dolu ve sürekli gelişen bir şehir. Dünyanın diğer şehirlerinden farklı olarak benim için ayrıca yuva anlamına geliyor” yanıtı, İstanbul’la kurduğu bağın ne kadar güçlü ve özel olduğunu da gösteriyor. Tekrar yola çıktığımızda, artan trafiğe rağmen, smart’ın kıvrak sürüş yetenekleriyle Boğaz’ın popüler semti Bebek’e varıyoruz. Bebek’te Lucca’nın önüne geldiğimizde Mutfak Ekibi yardıma koşuyor, alınan malzemeler el birliğiyle mutfağa taşınıyor. Gözlerimiz Pelin Çakar’ı ararken, o çoktan şef önlüğünü giymiş, mutfağından bize gülümsüyor. Bir şef, İstanbul’u smart kadar seri ve heyecanlı yaşıyor.

Ekim Baykara’yla gecenin izinde
1977 yılında Eskişehir’de doğan Ekim Baykara, İstanbul Üniversitesi Radyo-TV Teknolojisi bölümündeki eğitiminin ardından profesyonel çalışmalarına başlıyor. İzmir’de Genç Radyo, İstanbul’da Joy FM, Radio Blue ve Metro FM’de uzun yıllar farklı içeriklerde programlar hazırlayan Baykara, Star Grubu radyoları ve daha sonra Canwest Media döneminde Türkiye’nin en çok dinlenen ulusal radyolarında haber müdürü ve spiker olarak çalışıyor. 2015’te kurucu ortağı ve genel yayın yönetmeni olduğu dijital radyo platformu “justt.fm” projesini hayata geçiren Ekim Baykara, halen justt.fm radyolarında sabah programlarına devam ediyor. Müzikle dolu geçen bu süreç, Baykara’yı başka bir alana daha yönlendiriyor. Radyo çalışmalarıyla birlikte bir yandan da DJ performanslarını sürdürüyor. Açıldığı günden beri Arnavutköy Any’de müzik direktörü ve resident DJ olan Baykara, insanların sevecekleri parçaları bulmak için hemen her türde müziğin peşine düşüyor. Böylece eğlence trendlerini de belirleyebilen Ekim Baykara’ya smart fortwo ile eşlik edeceğimiz güne, öğleden sonra Uniq İstanbul’da başlıyoruz. Bir gece önce DJ kabininde olmasına rağmen, karşımıza oldukça enerjik ve dinç çıkıyor.
Justt.fm
Şehrin ritmi
Ekim Baykara smart fortwo’nun direksiyonuna geçtiğinde bir itirafta bulunuyor. Normalde otomobil kullanmayı sevmeyen ve mecbur kalmadıkça karayoluyla seyahat etmeyen Baykara, smart’la uzun yola bile çıkabileceğini söylüyor. Bu tespitte, Galata’nın dar ve karmaşık sokaklarında kolaylıkla ilerleyen smart fortwo’nun etkisi olduğu çok açık. Baykara fırsat buldukça sevdiği yerlerde fotoğraf çekmeye çıkıyor. Bugün de, akşamki performansından önce graffiti kaplı duvarların arasında, Galata’da alıyor soluğu. Araçtan inmeden fotoğraf çekmeyi mümkün kılan smart’ın kompakt tasarımı, bu deneyimi daha da eğlenceli hale getiriyor. İstanbul’un bu tarih kokan semtinde dolaşırken; Baykara’nın; “İstanbul, üzerine pek çok şarkı yazılmış bir şehir. Bu bile İstanbul’un değerini anlatıyor. Bu şehirden kopabileceğimi düşünemiyorum” sözleri İstanbul’a dair duygularını anlatıyor. Galata ve Karaköy’ün sürprizlerle dolu sokaklarından geçip yola devam ediyoruz ve Arnavutköy’e varıyoruz. Ekim Baykara smart fortwo’yu, sık sık radyo yayınları da yaptığı, son dönemin popüler mekânlarından Any’nin önüne park ediyor. Gelip geçenlerin ilgisi, smart’ın bu şehirde çok daha sık karşımıza çıkacağına işaret ediyor. Akşamki performansı için hemen DJ kabinine geçen Ekim Baykara da bu ritme eşlik ediyor.


4

TÜRKİYE’DE son 15 yıldır hızla gelişen ve ilgi gören kiteboard macerası Mercedes-Benz desteğiyle devam ediyor. 2016 yazında “KiteMercedes by Bilge Öztürk” adıyla hizmet veren okulun sponsorluğunu üstlenen Mercedes-Benz, adrenalin tutkunlarını Akyaka’ya bekliyor.

ara

Kiteboard alanındaki sponsorluklarına 2016 yılında da devam eden Mercedes-Benz Türk Akyaka’da bir spor okulunun sponsorluğunu üstlendi. 2016 sezonu boyunca “KiteMercedes by Bilge Öztürk” adıyla hizmet veren okul, adrenalin dolu bu sporun öğretilmesi ve bilinirliğinin artırılması için çalışıyor.
Türkiye Futbol Federasyonu sponsorluğunun 20’nci; Türkiye Basketbol Federasyonu sponsorluğunun 15’inci yılını kutlayan Mercedes-Benz Türk, farklı spor dallarının gelişmesine de destek veriyor. Geçen yıl Mercedes-Benz Go Bozcaada Festivali kapsamında “Mercedes-Benz Kiteboard Avrupa Şampiyona-sı”nı destekleyen Mercedes-Benz’in kiteboard sporuna desteği, bu yıl Türkiye’den ve dünyadan kiteboard sporcuları için bir cazibe merkezi haline gelen, tarihi ve doğal güzelliklerin iç içe geçtiği Akyaka’nın Akçapınar sahilinde sürüyor.
Bu kapsamda Mercedes-Benz Türk, “KiteMercedes by Bilge Öztürk” adını alan spor okulunu destekliyor. 2016 yılı Ekim ayı sonuna kadar sürecek sezon boyunca hizmet verecek olan okulda, Mercedes-Benz Türk desteğiyle özel bir kiteboard yarışması da düzenlenecek. Yarışmaya Türkiye’de bu spora gönül vermiş sporcuların yanı sıra yurt dışından da katılım olması bekleniyor.
Mercedes-Benz dinamizmi
Mercedes-Benz Otomobil Pazarlama ve Satış Direktörü Şükrü Bekdikhan; Mercedes-Benz’in, Türkiye’de spor ve kültür sanat dünyasına yıllardır süren desteğinin, ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamına katkıda bulunmayı hedeflediğini belirtiyor. Bekdikhan ayrıca; “Türkiye’de gelişme potansiyeline sahip bir spor dalı olan kiteboard, Mercedes-Benz araçların dinamizmi ve hedef kitlemizin ilgi alanlarıyla örtüşüyor. Bu sporun bilinirliğinin artırılması, tanıtılması ve öğretilmesi konusunda çabalarımıza geçen yıl Bozcaada’da düzenlediğimiz Mercedes-Benz Avrupa Kiteboard Şampiyonası ile başladık. Şimdi, milli kiteboard sporcusu Bilge Öztürk’ün Akyaka’daki okuluna verdiğimiz destekle bu alana ilgimizi sürdürüyoruz. Ülkemizdeki genç yetenekleri keşfetmeye ve cesaretlendirmeye katkı sağlayacağına inandığımız bu sponsorlukla yeni milli sporcuların yetişmesine destek olmayı hedefliyoruz” sözleriyle kiteboard’un Türkiye’deki gelişimine dair ipuçları veriyor.

Her seviyede sporcuya özel eğitim
Okula adını veren Bilge Öztürk, milli sporcu kimliği ve başarılarıyla kiteboard sporunun Türkiye’de yaygınlaşması için büyük çaba harcamış isimler arasında yer alıyor. 2011 yılından bu yana lisanslı sporcu olan ve birçok uluslararası yarışmada Türkiye’yi temsil eden Öztürk, aralarında Gençler ve Masterlar Dünya 4’üncülüğü de bulunan pek çok önemli derece elde etti. 2015 Mercedes-Benz Avrupa Şampiyonası’nda bayanlar genel klasmanda 5’incilik ve masterlar sınıfında 1’incilik sahibi olan Öztürk, hem hydrofoil hem de slalom disiplinlerinde Türkiye Şampiyonluğu’nu elinde bulunduruyor.
KiteMercedes by Bilge Öztürk’te alanında uzman eğitmenler ve milli sporcular tarafından kiteboard sporunun free-style (akrobasi), olimpiyat disiplini olan formula ve hydrofoil‘in de aralarında bulunduğu her disiplinde başlangıç, orta ve ileri seviye kurslar veriliyor.


7

Birçok öyküye konu olan
Fransa’nın güneyindeki Provence bölgesi, lavanta kokusu ve Orta Çağ’dan kalan köyleriyle anılsa da bölgenin aksine başkent Marsilya yeni, öncü, tezatlarla dolu ve deniz kadar canlandırıcı yüzüyle şaşırtıyor.

ara

Marsilya’nın çehresi, usta bir oyuncunun farklı karakterler arasındaki geçişi kadar keskin değişebiliyor. Örneğin, Eski Liman’ın doğusunda Rue Grignan’daki lüks dükkânların süslü vitrinleri, kırmızı halıda yürüyen Oscar kazanmış bir yıldızın görkemli makyajını hatırlatıyor. Sonra cadde bir köprüye bağlanıyor ve az ileride binaların arasında kalmış bir tabela, “Quartier des Créateurs” isimli tasarımcılar semtinde olduğunuzu ilân ediyor. Bu tabela ayrıca, “Bizden bu kadar, teşekkürler!” dercesine şehrin kalan kısmının bambaşka bir yüzüne işaret ediyor: Duvarlarda rengârenk grafitiler, kulağa hoş gelen isimlere sahip tasarımcı butikleri ve daracık sokaklara sıralanmış alternatif sağlıklı yiyecek dükkânları ile minik, egzotik restoranlar… Birkaç sokak daha geçiyorsunuz ve dünyanın her yanını görmüşsünüz gibi bir hisse kapılıyorsunuz. Marché de Noallies (Noallies Pazarı) ve tarihi Canebière Caddesi’nden geçip limana geri dönerken, bu defa aniden bambaşka bir sahnenin içerisinde buluyorsunuz kendinizi. Burada, Berlin’in Neukölln mahallesinde olduğunuza yemin edebilirsiniz. Oysa ünlü Fransız markası Hermès mağazasını az önce gördüğünüzü hatırlıyorsunuz.
Marsilya, Cannes veya Nice’in klasik güzelliğine ya da Fransa’nın güneyindeki, burnunuza sürekli lavanta kokularının dolduğu yerlerin çekiciliğine sahip değil, fakat benzersiz bir şehir. Moda tasarımcısı Roselyne Gierlinger, şehrin bu özelliğini “Marsilya asi bir şehir; enerji dolu ve zaptedilmesi güç” sözleriyle anlatıyor. Korsika’da doğan Gierlinger buraya 20 yıl önce taşınmış. Butiğinin girişinde “Floh” yazıyor. Almanca “pire” anlamına gelen bu söz aynı zamanda 55 yaşındaki tasarımcının lakabı. Gierlinger bu durumu; “Kocamla ilk tanıştığımda yerimde duramıyordum, sürekli birçok işi aynı anda yapıyordum. Belki bu şehrin bana bu kadar uyması bu yüzden” sözleriyle açıklıyor.

Gierlinger, farklı eğilimlerin kaynaşma noktası olan Cours Julien semtindeki dükkânını birkaç ay önce taşımış. Yeni dükkânı, operaya ve Marsilya’nın Avrupa Kültür Başkenti olduğu 2013 yılında açılan Avrupa ve Akdeniz Medeniyetleri Müzesi’ne yakın, daha seçkin bir yerde bulunuyor. “Önceki yerin havasını seviyordum ama burada önümüzden daha fazla insan geçiyor” diyor Gerlinger. Artan kalabalığın bir sebebi de eskiden Marsilya’ya sadece uğrayan ve rotalarını 30 dakika uzaklıktaki kartpostal güzelliğine sahip Aix-en-Provence’a çeviren yolcu gemilerinin artık seve seve Marsilya’da bir gün geçirmeleri olabilir. Ayrıca, biyoteknoloji ve web girişimcileri de yavaş yavaş şehri sahiplenmeye başlamış. Bir ticaret merkezi ve sanayi limanı olarak Marsilya, küreselleşme kavramı kullanılmaya başlamadan çok önce küreselleşmiş. Geleneksel ve modern, zengin ve fakir hep beraber Fransa’nın bu ikinci en büyük şehrinde iç içe yaşıyor. Bu birliktelik bazen Eski Liman’da yatların hemen önünde, küçük tezgâhlarda, balık satan balıkçılarda ya da Eski Liman’ın tam karşısında, çocukluğunu Tunus Cerbe’de kuskus hazırlamak için et suyu yaparak geçirmiş Nouredine Miladi’ye ait La Kahena isimli restoranın mutfağında, tavuk ve kuzu eti dolu kazanların önünde kendini gösteriyor.
Eski Liman’ın arkasında yer alan tarihi Le Panier semtinin yokuşlu sokaklarında, sabahlıkları içindeki kadınlar sohbet ediyor. Sanatsal bir enstalasyon gibi pencere önlerine astıkları çamaşırlar, aşağıdaki sanat galerileri ve dükkânların hemen üstünde kuruyor. Burası, XIV. Louis’nin de en sevdiği yemekler arasında olan, bitkisel yağlar ve başka doğal malzemelerle yapılan Marsilya’nın ünlü “bouillabaisse” çorbasını denemek için de en doğru yer. Bugünlerde beş yıldızlı Intercontinental Hotel’e ev sahipliği yapan eski Hôtel Dieu binası da burada bulunuyor.

Marsilya’nın bu çok kültürlü ve tarihi atmosferini en iyi Corinne Vezzoni’nin “Bu şehir farklı kültürlerin ve yaşam biçimlerinin kaynaşma noktası. Kendimizi öncelikle Marsilyalı hissediyoruz, sonra da belki Fransız” sözleri anlatıyor. Şehrin 850 bin sakininin çoğu gibi 51 yaşındaki bu şehir plancısı ve mimar da buraya sonradan yerleşmiş. Liseden mezun olana kadar ailesiyle birlikte Fas’ta yaşıyormuş.
2015 seçimlerinde radikal sağ kanat, Provence-Alpes-Cote d’Azur bölgesindeki seçimi kazanmaya oldukça yaklaşmış, ancak kazanamamış. Bölgenin başkenti Marsilya’nın kozmopolit bir nüfusa sahip toplumu bu durum karşısında derin bir “oh” çekmiş. “Marsilya bundan 2.600 yıl önce Yunanlar tarafından kuruldu” diyor Vezzoni ve ekliyor: “Denizden geldiler. Fransa üzerinden, karadan değil.” Belki de bu yüzden Marsilyalılar, şehrin arkasındaki dağlar yerine gözlerini daima ufka dikiyor. Vezzoni’nin “Afrika’dan gelen gemilere, Paris’e giden hızlı trenden daha aşinalar” sözü de buna işaret ediyor.
Corinne Vezzoni, dışarıdan pek de güzel görünmeyen altı katlı beton bir binada çalışıyor. 1950’lerde açılan binayı Le Corbusier tasarlamış. Yapının mimari üslubu, Estaque sıradağlarına yaslanmış diğer apartmanlarda da açıkça görülebiliyor. Muzaffer bir edayla, ofis pencerelerinden görünen manzaraya işaret eden Vezzoni; “Mimariyi güzel bulmak zorunda değilsiniz; ama burada, sahilde bir villa almaya parası yetmeyen insanlar da deniz manzarasının tadını çıkarabiliyor” diyor.

Bu yüksek noktadan kayalık dağ eteklerinin nasıl tüm sahil şeridine uzandığını görmek zor değil. Calanques’nin dar koyları, şehrin ortasında doğallığını korumaya devam eden birer doğa harikası. Bölgede, aralarında ışıldayan turkuaz su parçaları bulunan dik kayalıklar; yürüyüş yapmak, tırmanmak, kayık ve su bisikleti ile gezmek için ideal. Calanques’teki mağaralarsa bir zamanlar korsanlara ve kaçakçılara, ayrıca İkinci Dünya Savaşı sırasında direnişçilere ev sahipliği yapmış. Guillaume Ferroni, Marsilya’daki dükkânı için en az onlar kadar gizli bir yer seçmiş. Bu dükkâna ulaşmak için “Gizli Talimatlar” başlıklı, merak uyandıran bir e-mail’le şifre alıyorsunuz. Gelen şifreyi kapıya tuşluyorsunuz ve hediyelik eşya dükkânı benzeri bir mekâna giriyorsunuz. Mekânda bir dolabın içinden geçerek, adını 19. yüzyılın sonlarında ABD’de içki satılan yerlere saldırmasıyla ünlü dindar bir kadından alan “Carry Nation”a ulaşıyorsunuz.
Tüm bu gizemin ardındaysa Ferroni’nin tutkusu yatıyor: Guillaume Ferroni, rom damıtıyor. Elbette yasal olarak. Marsilya’da sabah kahvaltısının ardından, “pastisini” isimli rakı benzeri anasonlu bir içkiyi yudumlamak oldukça normal. Ancak buna karşın rom, alışıldık bir içki değil. Bunun nedeni, sömürgeci dönemin bitmesi ve şeker baronlarının yok olmasıyla birlikte rom’un giderek sıra dışı bir içki türü haline gelmesi olabilir. İşini tutkuyla yapan, 47 yaşındaki barmen bu durumu; “19. yüzyıl gibi yakın bir tarihte Marsilya’da 25 rom markası ve sayısız içki evi vardı, ama hepsi yok oldu” sözleriyle ifade ediyor.


7

Dünyadaki Dördüncü
“Mercedes me” mağazası Hong Kong’un kalbinde kapılarını açtı. Burası, bir sergi salonu ve sahne olmanın yanında eşsiz bir buluşma noktası.

ara

Hong Kong’da göğe doğru yükselerek, geceyi ışıltılarla delip geçen Entertainment Building’in girişinde büyük bir hareketlilik var. Polis memurları bina önündeki caddeyi kapatmış, fotoğrafçılar hazır bekliyor. Birbirinden şık giyimli insanlar, havalı ve füturistik otomobillerinin içinde kapıya yanaşıyor. Aynı anda flaşlar patlamaya başlıyor. Dışarıdan bakıldığında Hollywood ünlülerinin katıldığı bir film galası izlenimi veren bu ortam, aslında bambaşka bir yıldızın sahneye çıkışına işaret ediyor: Bu gece Hong Kong’daki ilk “Mercedes me” mağazası açılıyor ve buranın sıradan bir oto galerisi olmayacağı çok açık. Mağazanın içi; deri kaplı, konforlu koltuklardan oluşan oturma alanları ve koyu renkli, uzun ahşap masalarla şık bir bar gibi görünüyor. Mekânın başka bir yerinde yer alan interaktif otomobil salonunda, müşteriler son Mercedes modelleri ile ilgili her türlü bilgiye erişebiliyor.
Hong Kong, bir “Mercedes me” mağazasına sahip olmakla övünen dördüncü şehir oldu. Hamburg, Milan ve Tokyo’daki diğer mağazalar da merkezi konumlarıyla insanların bir araya gelip güzel yemekler yiyeceği, sergi ve etkinliklere katılabileceği mekânlar olarak tasarlandı. Bu anlamda tüm mağazaların işletmecileri yerel sanatçı ve küratörlerle iş birlikleri gerçekleştiriyor. Bir sonraki Beijing’de olmak üzere, birer yaşam merkezi olarak tasarlanan “Mercedes me” sayısının önümüzdeki yıllarda giderek artması planlanıyor.
MİLANO
Cam kubbeli çatısı ve stükko sıvalı mimarisiyle tarihi Galleria Vittorio Emanuele II binası şehrin ana alışveriş mekânlarından biri. İtalya’nın ilk “Mercedes me” mağazası da katedralin hemen yanındaki bu binada yer alıyor. Otomobillerin eşsiz sergilenme biçimleri ve Mercedes-Benz Collection ürünleri mağazayı son derece popüler kılıyor.

TOKYO
Havayoluyla seyahat edenlerin Haneda Havaalanı’nın ikinci terminalinde gezerken, oldukça geniş bir alan üzerine kurulu “Mercedes me” mağazasına rastlamaması pek mümkün değil. Burada en son otomobil modellerini incelerken bir şeyler atıştırabiliyor ya da kullanışlı seyahat ürünlerinin de satıldığı Mercedes-Benz Collection mağazasını gezebiliyorsunuz.
HAMBURG
Dünyadaki ilk “Mercedes me” mağazası 2014 yazında Inner Alster Gölü’nün hemen yanındaki Ballindamm No. 17’de açıldı. Hamburg sakinleri buraya öğle yemeği için geldikleri gibi konserler ve farklı temalardaki sergilerden oluşan aylık programlara katılmak için de geliyor.