Yukarı Çık

ic1

  • Teknolojinin En iyileri

    Teknolojinin En iyileri

    Mercedes-Benz'in sürücüsüz konsept aracı F015 Luxury in Motion'la tanışma zamanı

  • İkisi Bir Arada

    İkisi Bir Arada

    Mercedes-Benz'in yeni modeli GLE 450 AMG 4MATIC Coupe, bir coupe'nin dinamik yetenekleri ile SUV'un güçlü karakteri ve güvenlik duygusunu birleştiriyor.

  • Devrime Giden Yol

    Devrime Giden Yol

    Trafikte kendi kendine yol alabilen, sürücüsüz otomobiller birkaç yıl içinde günlük hayatın parçası haline gelecek.

  • 2.1 Saniye

    2.1 Saniye

    Formula 1 yarışlarının sonuçları sadece pistte değil pit stop alanında da belirlenir.

  • Mercedes'le Kiteboard Rüzgarı

    Mercedes'le Kiteboard Rüzgarı

    Bozcaada bu yıl spor, müzik ve eğlencenin buluştuğu bir festival olan "Mercedes-Benz Go Bozcaada"ya ev sahipliği yapıyor.

  • Zerafetin Kendisi

    Zerafetin Kendisi

    İnce işçilik ve küçük detaylarla bütünleşen harika sonuçlar...

  • Hayallerin Şehri

    Hayallerin Şehri

    Hindistan'ın en büyük, en zengin ve en hızlı şehri olan Mumbai, hem kalabalık metropol hayatıyla...



2014 Formula 1 Dünya Şampiyonluğu’nu kazanan Mercedes AMG Petronas pilotları Hamilton ve Rosberg, 2015 sezonunun başlamasıyla tekrar sıkı bir çalışma içine girdiler. Tüm dünyanın gözü bu ikilinin üzerindeyken, onlar otomobil koleksiyoncularının dikkatini çekecek bir projede yer aldı. Mercedes-Benz, Hamilton ve Rosberg’in geçen sezon Formula 1’deki birinci ve ikinciliklerini özel birer “2014 Dünya Şampiyonu Collector’s Edition” otomobil serisiyle taçlandırdı. İki yıldızdan, Mercedes-AMG SL 63’ün özel versiyonlarını tasarlamaları istendi. Hamilton göz alıcı ve sportif bir siyah renk seçerken, Rosberg beyaz renk tercih etti. 430 kW güce sahip iki roadster versiyonunun iç tasarımları da birbirlerinden farklı. Hamilton’ın aracında siyah ve altın sarısı kullanılırken, Rosberg’in aracında beyaz ve titanyum grisi hâkim. Koleksiyoncular için yapılan çalışmada iki modelden de sadece 19’ar adet üretilecek ancak her biri birbirinden özel olacak. Çünkü iki seri için de üretilen her otomobilde, 2014 F1 yarışlarının gerçekleştiği 19 pistten birinin çizimlerini içeren bir rozet yer alacak.

Bu “Rüzgâr Ağacı”nın plastik yaprakları, minik ve esnek türbinler yardımıyla elektrik üretiyor. Sessiz çalışan ve düşük rüzgâr hızlarında bile işlemeye devam edebilen bu türbinler, sokak lambaları ya da elektrikli araç şarj istasyonları için enerji üretebiliyor. İlk “Rüzgâr Ağacı”nın bu yıl içinde Paris’teki Concorde Meydanı’na dikilmesi planlanıyor.

Vincent van Gogh, Hollanda’nın Nuenen kasabasındaki bisiklet yolunun bu küçük kısmını görseydi, büyük ihtimalle çok severdi. Kendisinin “Yıldızlı Gece” tablosundan esinlenilerek üretilen bu bölümde, geceleri binlerce minik yıldız yolun yüzeyinde parlıyor. Burada kullanılan teknolojinin benzeri, yakınlardaki otobanın bir kısmında da uygulandı. Yol çizgilerinde kullanılan ve ışık yayan boya gündüzleri ışığı emiyor, geceleri ise parlıyor. smarthIg

Gunther Holtorf ve eşi Christine 1988’de yola ilk çıktıklarında akıllarında Afrika boyunca yol almak vardı. Ancak sonradan Güney Amerika’yı da plana dâhil etmeye karar verdiler. Rotaları gittikçe daha da uzadı; birkaç kısa aranın ardından yolculuklarını geçtiğimiz sonbaharda bitirdiklerinde bütün dünyayı gezmişlerdi. Bu rekorda aslan payı, Holtorf’un 88 beygirlik uzun şaseli Mercedes 300GD’sine ait. Çiftin “Otto” ismini verdiği arazi aracı, 215 farklı ülke ve bölgeden geçti. Yaklaşık 900.000 km yol yapan “Otto”, 113 kez feribot ya da bot üzerinde seyahat etti ve kendisinden önceki herhangi bir aracın gittiği mesafeden daha fazlasını gitmeyi başardı. Artık 26 yaşında olan “Otto”nun maceraları Avrupa’nın çeşitli Mercedes bayilerinde sergilendikten sonra Stuttgart’taki Mercedes-Benz Müzesi’nde son bulacak.  ottosreIse.de

Yakında Mercedes otomobillerin farlarında LED başına 1024 piksel bulunacak. Sistemde öğelerin her birinin ayrı ayrı kontrol edilmesi sayesinde, hem aracın farları diğer sürücüleri rahatsız etmiyor, hem de yolun ideal şekilde aydınlatılması sağlanıyor. Ayrıca Mercedes mühendisleri, 600 metreden daha uzağı aydınlatabilen uzun mesafeli LED farlar üzerinde de çalışıyor.

Thyssen-Krupp’un geliştirdiği yeni bir sistem asansör teknolojisini kökünden değiştirmeye hazırlanıyor. Geliştirilen yeni sistemde manyetik kayma prensibini tanımlayan transrapid teknolojisi temel alınıyor. 2016’da üretime geçmesi planlanan bu asansörlerde, geleneksel şekilde kabloya gereksinim duyan kabinler yerine doğrusal motor teknolojisi kullanılmış. Bu sayede asansör yalnızca aşağı yukarı inip çıkmakla kalmıyor, sağa sola da hareket edebiliyor. Ayrıca bu teknolojide birden fazla kabin, aynı asansör boşluğunda çalışabiliyor ve aynı binanın farklı bölgelerine hizmet verebiliyor. thyssenkrupp-

Artık jogging yaparken yalnız olmayacaksınız. “Air Runner” isimli bu mini drone, kola takılan kontrol bandıyla, yapacağınız hareketleri önünüze yansıtıyor. Aynı zamanda performansınızı kaydeden cihaz sayesinde eğlenceye dönüştürdüğünüz spor aktivitenizi arkadaşlarınızla dijital dünya üzerinden de paylaşabiliyorsunuz. indeed-innovation.com

Çanakkale’yi Balıkesir’e bağlayan güzergâhta yer alan Ezine-Küçükkuyu arasındaki yol, her mevsim sunduğu müthiş manzarayla yolcuları karşılar. Çanakkale’nin Ezine ilçesi; Bozcaada, Geyikli Limanı, Truva ve Assos’a ulaşmak isteyenlerin de yol ayrımıdır aynı zamanda. Bunun için D550/E87 karayolunu takip ederseniz önce Ayvacık, ardından Yeşilyurt’a ulaşırsınız. Bu yolculukta Kazdağları’nın eşsiz manzarası eşliğinde yol alırken, aracınızın camını biraz araladığınızda içeri dolan kekik kokusu başınızı döndürür. Kazdağları’nın zirvesinden inişe geçtiğinizde bu kez zeytin ve incir ağaçları arasından Edremit Körfezi görünür. Bu etaptaki virajlar azami dikkat ister. Ezine’den çıktıktan 46.5 km sonra Küçükkuyu’ya ulaşırsınız. Ege Denizi ve muhteşem doğasıyla birliktesinizdir artık.

Bugüne kadar dünyanın en yüksek dalgası üzerinde sörf yapma rekorunu elinde bulunduran Garrett McNamara, Portekiz açıklarındaki dev dalgaları iki özel sörf tahtasıyla dize getirmeyi planlıyor. Mercedes-Benz işbirliğiyle geliştirdiği iki sörf tahtasından biri geri dönüşümlü tıpa mantarından, diğeri ise uçaklarda kullanılan bir tür köpükten üretildi.

Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul’un hareketli kulislerinin renkli perde arkası Onur Dağ’ın objektifinden çekilen görüntüler eşliğinde kitaplaştırılıyor. Birincisinin ardından “Backstage Entrance 2” adıyla yayımlanan kitap, 2014 yılındaki “Mercedes-Benz presents Lug Von Siga” defilesinin sahne arkası fotoğraflarını içeriyor. Yayıma hazırlanan üçüncü kitapta ise Onur Dağ’ın objektifi, 16 - 21 Mart 2015 tarihlerinde Karaköy Antrepo 7’de gerçekleştirilen moda haftasının kulislerine çevrilmiş.

ana-gorsel

MERCEDES-BENZ’İN
yeni modeli GLE 450 AMG 4MATIC Coupé, bir coupé’nin dinamik yetenekleri ile bir SUV’un güçlü karakteri ve güvenlik duygusunu birleştiriyor.

ara

Uizbon’a Tagus Nehri kıyılarından baktığınızda, şehrin merkezinden yükselen insan yapımı metal ormanın üzerinde cam bir çatı göze çarpıyor. Burası Lizbon’daki Gare do Oriente İstasyonu. Her gün binlerce insan, ağaç benzeri çelik konstrüksiyonu tutan sayısız kemerin içinden geçip şehrin doğusunda yer alan ve 1998’de Expo fuarına ev sahipliği yapmış Milletler Parkı’na gidiyor. Deniz kenarında bulunan ve 20 yıl öncesinde bir antrepo olan bu emlak şeridi bugün Lizbon’un en gözde bölgelerinden biri ve modern mimarlık eserleriyle dolu. Bu yeni mahalle, bir zamanlar küresel bir imparatorluğa hükmeden şehrin uzun kentsel dönüşüm tarihindeki en son projeyi temsil ediyor. Yeni Mercedes-Benz GLE Coupé göz alıcı tasarımı sayesinde bu sıra dışı mimarî eserler topluluğuna kolayca uyum sağlıyor. Sportif bir coupé ile güçlü bir SUV’un karışımı olan GLE, bir yandan markanın karakteri ve değerlerine sadık kalırken diğer yandan otomobillerin geliştirilmesi esnasında doğan yeni sorulara nasıl cevap verilmesi gerektiği noktasında bir örnek teşkil ediyor. Mercedes-Benz’in otomobil sektöründeki yüzyılı aşan deneyimi, ona günümüzün dinamizmi ile geçmişin birikiminin nasıl harmanlanacağı konusunda gerekli bilgiyi sağlıyor. GLE Coupé’nin tasarımına baktığınızda, iki farklı dünyanın en iyi özelliklerini birleştiren karşıtlıklar hemen gözünüze çarpıyor. Aracın üstünde spor bir coupé’nin baştan çıkarıcı enerjisini çağrıştıran yassı bir tavan bulunurken, alt kısmında yer alan kaslı çamurluklar ve yerden yüksek görünümlü tasarımı bir SUV’un sağlam duruşunu hatırlatıyor. S-Serisi Coupé’yi anımsatan detaylara sahip olan arka kısım otomobilin soylu genlerini mütevazı bir şekilde gösteriyor.
Ruh ve Hız
Ancak aracın sportif detayları, onları destekleyecek bir güç ünitesi olmadan sadece birer süs olurdu. GLE 450 AMG 4MATIC Coupé’nin çift turbolu V6 motoru, 270 kW güç ve 520 Nm tork üretiyor. Motorun gücü “9G-TRONIC” adı verilen dokuz vitesli otomatik şanzıman aracılığıyla tüm tekerleklere aktarılıyor. Fizik terimleriyle ifade edersek otomobil, gerçek bir spor coupé’den bekleyeceğiniz uzunlamasına ve yanlamasına hızlanma değerlerini yakalıyor. Ayrıca, 4MATIC teknolojisi sayesinde sıra dışı bir yol tutuş performansı sergiliyor. Dünyanın en büyük asma köprülerinden olan 25 Nisan Köprüsü’nden geçen otoyolda gaza hafifçe basmak, bu konforlu uzun mesafe gezginini bir güç canavarına dönüştürüyor.

Enerjik Gürleme
Tagus Nehri üzerinde bulunan bu anıtsal cadde, Lizbon’un muhteşem güzelliğinin kısa bir anlığına da olsa görülmesini sağlıyor. Burada şehrin trafiğine girmeden önce, bir otomobil yığınını daha sollama şansımız var. Otomobil de bu tutkumuzu paylaşıyor. Orta konsoldaki Dynamic Select düğmesini çevirmeniz aracı yumuşak “Comfort” modundan “Dinamik Sport+” moduna geçirmeye yetiyor. Düğmeyi çevirdiğinizde savrulmalara karşı koruyan Sports Direct-Steer sisteminin yanı sıra süspansiyonun tepkileri ve motorun sesi de değişiyor. GLE 450 AMG Coupé’nin 2.500 devirde çıkardığı güçlü bas tonlar, vites düşürüldüğünde yerini enerjik bir gürlemeye bırakıyor.
Otomobilin içi insanda tam anlamıyla güvenlik ve konfor hissi uyandırıyor. Dört kapılı gövde coupé tarzı spor çizgilerin kurallarına uygun olarak tasarlanmış. Ancak bir SUV’dan bekleyeceğiniz yüksek oturma pozisyonları sayesinde dünyayı biraz daha yukarıdan izleme şansı veriyor. AMG spor koltuklar, sürücü gaza yüklendiği anda bile ideal bir yan destek sağlıyor. Kokpit dış dünyaya birkaç şekilde bağlanabiliyor. Dijital yolu tercih ederseniz, orta konsola yerleştirilmiş Comand Online sistemini ve onu tamamlayan dokunmatik bilgi ekranını kullanabilirsiniz. Eğer dış dünyayla birebir iletişime geçmek istiyorsanız, Lizbon’daki güneşi aracın içine dolduran büyük panoramik cam tavan tam size göre. Bu durum bu modelin bir başka güçlü yanını ortaya koyuyor: Otomobil kendini birbirinden çok farklı sürüş durumlarına uyarlayabiliyor ve bu sayede her zorluğun üstesinden gelebiliyor. Aracın içinde, onun M-Serisi köklerine sadık kaldığını gösteren deliller bulabilirsiniz (Mercedes-Benz’in otomobil serilerinde uygulanan yeni isim sınıflandırması için sayfa 28’e bakınız). SUV gibi GLE Coupé’ye de beş kişi rahatça sığıyor ve coupé kendi sınıfının en büyük arka koltuğunu barındırıyor.
Milletler Parkı’ndaki Portekiz fuar pavyonuna vardığımızda tekrar mola veriyoruz. Mimarînin teknoloji sayesinde neler yapabildiğinin canlı bir kanıtıyla karşı karşıyayız. Burada da GLE 450 AMG 4MATIC Coupé ile benzerlikler görüyoruz.

Otomobilin sıra dışı yapısı ileri teknolojiler yardımıyla şekillendirilmiş. Örneğin aracın ağırlık merkezi geleneksel coupé’lerden daha yüksekte ve bu durum süspansiyonlara fazladan yük bindiriyor. Mühendisler bu zorluğun üstesinden gelebilmek için uzun zamandır kullanılan ve yeni geliştirilen Mercedes teknolojilerinin bir birleşiminden yardım almışlar. Ayarlamaları baştan yapılmış olan “AIRMATIC Havalı Süspansiyon”, kendini sürekli olarak zorlu şartlara adapte eden şok emme sistemi “Adaptif Süspansiyon Sistemi” ve aktif devrilme dengeleyici özelliğe sahip “Aktif Viraj Sistemi”, otobanlardaki uzun, rahat gezintilerden kıvrımlı dağ yollarındaki heyecanlı yolculuklara kadar her durumda güvenli sürüş sağlıyor.
Kalıcı Yenilik
Bir yabancıyı evinde hissettirme konusunda Lizbon kadar başarılı olan çok az şehir vardır. Buranın yerlileri, yeni ile eskiyi başarılı şekilde harmanlamanın geleceğin anahtarı olduğuna inanır. GLE Coupé gelenek ve yeniliği öyle bir birleştiriyor ki geleceğin klasikleri arasında yer alırsa şaşırmayın.


7

Mercedes- Benz Modellerine
yeni isimler geldi: Gelecekte bir modelin hangi seriye ait olduğunu adını daha önce hiç duymasanız bile hemen anlayabileceksiniz!

ara

Yeni Kısaltmalar
Sona eklenen bir küçük harf otomobilin kullandığı enerji tipini tanımlıyor:

c harfi BASINÇLI DOĞAL GAZ anlamına geliyor.
d harfi ile DİZEL kastediliyor (bu harf BlueTEC ve CDI’ın yerine geçiyor).
e harfi plug-in hybrid modeller dahil tüm elektrikli araçları simgeliyor.
f harfi araçta YAKIT HÜCRESİ teknolojisi kullanıldığını belirtiyor.
h harfi Mercedes-Benz HYBRID modellerini ifade ediyor.
Her sürücü 20 yıldan uzun süredir S-Serisi, E-Serisi ya da C-Serisi dendiği anda hangi araçların kastedildiğini biliyordu. Farklı model sınıflarını ayırt etmek için tek bir harf yeterliydi. “En iyi isim en kısa olandır” anlayışıyla bu yola başvuran Mercedes-Benz’in 2020 yılında piyasada en az 30 farklı modeli olacak ve bunların 11 tanesinin üretimine daha başlanmadı bile. Bu farklı gövde ve motor tiplerinin her birine ayrı ayrı isim bulmak zorunda olan Mercedes-Benz, model sınıflandırma sistemini daha anlaşılır hale getirme kararı aldı.
Gelecekte her araç 1, 2 ya da 3 büyük harfle belirtilen bir isim taşıyacak. A, B, C, E ve S ile ifade edilen beş ana model var olmaya devam ederken diğer tüm araçlarda 3. harf, aracın bu sınıflardan hangisine ait olduğunu belli edecek. Ek olarak sondaki bir küçük harfle aracın kullandığı yakıt tipi belirtilecek. Örneğin, yukarıdaki tabloda gösterildiği gibi dizel araçlarda “d” harfi, hibrit araçlarda “h” harfi kullanılacak.
Gelecekteki tüm SUV modeller GL harfleriyle isimlendirilecek. G harfi bu araçların köklerini efsanevi G-Serisi’nden aldıklarını belirtecek, L harfi ise Mercedes-Benz’in isim sınıflandırmasını daha kolay telaffuz edilir hale getirme görevini üstlenecek. Dolayısıyla GLA dendiğinde A-Serisi’nin SUV versiyonu akla gelecek; GLC ise C-Serisi’nin bugüne kadar GLK olarak bilinen modelinin yeni adı olacak.
Sadece klasik G modeli ismini koruyacak. Dört kapılı coupé’lerde ise isim sınıflandırması aynı prensipleri takip edecek. Ancak ilk iki harf CL olacak. Son olarak, 2016’dan itibaren bütün roadster versiyonlarının isminde SL harfleri bulunacak.


7

Mercedes-Benz’in,
Facebook, Twitter, Instagram’daki sürprizlerini yakalamak, telefon ve wallpaper uygulamalarını yakından takip etmek için dijital dünyanın hazineleri sizi bekliyor.

ara

3WALLPAPER
Mercedes-Benz yıldızları artık akıllı telefon, tablet ve masaüstünüzde kısacası hep yanınızda olacak! Tüm wallpaper’ları görmek için www.blog.mercedes-benz.com.tr/wallpapers adresine göz atmanız yeterli.

 

4INSTAGRAM
Mercedes-Benz efsaneleri Instagram sayfamızda buluşuyor. www.instagram.com/mercedesbenzturkiye

 

1FACEBOOK
En yeni modeller, haberler ve ödüllü oyunlar…
Mercedes-Benz’e dair her şey Facebook sayfamızda sizinle. Bunları yakından takip etmek için www.facebook.com/mercedesbenztr sayfamızı ziyaret edin.

 

3BİZİM BİR FARKIMIZ VAR
#sadecekadinlar’ı farklı kılan tüm ayrıntıları Mercedes-Benz
www.bizimbirfarkimizvar.com’da bir araya getirdi.

 

2TWITTER
Mercedes-Benz’e ait en son haberleri Twitter’dan takip edin. www.twitter.com/MercedesTurkiye


3

TRAFİKTE KENDİ KENDİNE
yol alabilen, sürücüsüz otomobiller birkaç yıl içinde günlük hayatın parçası haline gelecek. Mercedes-Benz’in konsept aracı “F 015 Luxury in Motion” sürücüsüz yolculuğun, içinde bulunduğumuz toplumu ve gelecekteki otomobillere ait özellikleri nasıl değiştireceğini gösteriyor: Bir seyahat aracı, bir yaşam alanına dönüşmek üzere…

ara

m015 Luxury in Motion’ın içi; tabandaki seçkin ceviz ağacı uygulaması, beyaz napa deri kaplanmış ve dönebilen dört koltuğu, cam ve alüminyumdan üretilmiş detaylarıyla otomobilden çok lüks bir mekân locasına adım attığınız hissini uyandırıyor. Direksiyon simidinin ilk bakışta görülmemesi de bu duyguyu kamçılıyor. Çünkü F 015’te direksiyon simidine sadece olağandışı şartlarda ihtiyaç duyuluyor. Mercedes-Benz’in yeni konsept aracı, bir şoföre ihtiyaç duymadan kendi kendini sürüyor!
Ancak tasarımcılar ve mühendisler bu fütüristik lüks sedan’ın geliştirilme aşamasında sadece teknoloji ve şoförsüz sürüşe odaklanmakla kalmadılar. Bu otomobilin üretilmesindeki amaç, kendi kendini süren araçların bireysel hareketlilik anlayışımızı ve bununla beraber içinde yaşadığımız toplumu değiştirmeye ne kadar hazır olduğunu ortaya koymaktı.
Daimler AG Yönetim Kurulu Başkanı Dieter Zetsche, bu yenilikçi projenin ardındaki fikri “Bu gelişimin sonucunda otomobil sadece bir ulaşım aracı olma rolünü aşıyor; ilerleyen zamanla birlikte hareketli bir yaşam alanı haline de gelecek” sözleriyle açıklıyor.
F 015’in alışılmadık simetrisi, tamamen yeni bir araç konsepti olarak tanımlanmasını sağlıyor. Uzun dingil mesafesi ile kısa ön ve arka uzunluklar, oldukça cömert bir yolcu alanına izin veriyor. Bu sayede yolcular sadece büyük bir konfor içinde seyahat etmekle kalmıyor, ayrıca yolculuk sırasında geçirdikleri zamanı da en iyi şekilde değerlendirme imkânına kavuşuyorlar. Aracın içinde yan ve arka bölümlere yerleştirilmiş altı ekran, otomobili tekerlekli bir dijital deneyim alanına dönüştürüyor.

KENDİNİZİ İYİ HİSSEDİN
İç mekânda kullanılan ceviz ağacı, napa, alüminyum ve cam gibi seçkin malzemeler lüks bir otel lobisinde olduğunuz hissini uyandırıyor. Dört koltuk da sürüş sırasında yolcuların birbirlerini görebilecekleri şekilde dönüyor. Eğer otomobildekilerden biri sürüşü devralmak isterse, direksiyon ön panelde gizlendiği yerden otomatik olarak çıkıyor ve sürücü koltuğu, tekrar yolu görecek pozisyona geliyor.
DİJİTAL OYUN ALANI
Kapı döşemeleri üzerine ve arka kompartımana yerleştirilmiş ultra-HD ekranlar, hareketle ya da dokunmatik olarak kontrol edilebiliyor. Bu sistemdeki ara yüz uygulamaları mevcut pozisyona otomatik olarak adapte olabiliyor. Renk sinyalleri, yola arkası dönük yolculara otomobilin viraja gireceğini ya da şerit değiştireceğini bildiriyor.F 015, F-Cell Plug-in Hybrid sürüş sistemiyle herhangi bir çarpışmadan yeterli derecede korunacak şekilde tasarlanmış. Otomobil, bu sistemde gücünü bir priz yardımıyla da şarj edilebilen elektrikli yakıt hücresinden alıyor. Söz konusu sistem, otomobile hiç şarj edilmeden 1.100 kilometre mesafe kat etme imkânı tanıyor. Otomobil bu mesafeyi kendi kendini sürerek kat ediyor ve egzoz gazı çıkarmadan, sessizce çalışıyor. Bu konsept otomobil, yumuşak görünümlü tasarımı sayesinde sanki tek bir kalıba dökülerek üretilmiş gibi görünüyor. Otomobilin çizgileri ön ızgaradan başlayıp tavanı, kabini ve bagajı geçerek arkaya kadar uzanıyor. Çok küçük motiflerle bezeli yüzeyi sayesinde neredeyse ayna gibi görünen ve gövdenin çizgilerini tamamlayan yan camlar bu fütüristik görünümü destekliyor.


2014 Formula 1 Dünya Şampiyonluğu’nu kazanan Mercedes AMG Petronas pilotları Hamilton ve Rosberg, 2015 sezonunun başlamasıyla tekrar sıkı bir çalışma içine girdiler. Tüm dünyanın gözü bu ikilinin üzerindeyken, onlar otomobil koleksiyoncularının dikkatini çekecek bir projede yer aldı. Mercedes-Benz, Hamilton ve Rosberg’in geçen sezon Formula 1’deki birinci ve ikinciliklerini özel birer “2014 Dünya Şampiyonu Collector’s Edition” otomobil serisiyle taçlandırdı. İki yıldızdan, Mercedes-AMG SL 63’ün özel versiyonlarını tasarlamaları istendi. Hamilton göz alıcı ve sportif bir siyah renk seçerken, Rosberg beyaz renk tercih etti. 430 kW güce sahip iki roadster versiyonunun iç tasarımları da birbirlerinden farklı. Hamilton’ın aracında siyah ve altın sarısı kullanılırken, Rosberg’in aracında beyaz ve titanyum grisi hâkim. Koleksiyoncular için yapılan çalışmada iki modelden de sadece 19’ar adet üretilecek ancak her biri birbirinden özel olacak. Çünkü iki seri için de üretilen her otomobilde, 2014 F1 yarışlarının gerçekleştiği 19 pistten birinin çizimlerini içeren bir rozet yer alacak.

Bu “Rüzgâr Ağacı”nın plastik yaprakları, minik ve esnek türbinler yardımıyla elektrik üretiyor. Sessiz çalışan ve düşük rüzgâr hızlarında bile işlemeye devam edebilen bu türbinler, sokak lambaları ya da elektrikli araç şarj istasyonları için enerji üretebiliyor. İlk “Rüzgâr Ağacı”nın bu yıl içinde Paris’teki Concorde Meydanı’na dikilmesi planlanıyor.

Vincent van Gogh, Hollanda’nın Nuenen kasabasındaki bisiklet yolunun bu küçük kısmını görseydi, büyük ihtimalle çok severdi. Kendisinin “Yıldızlı Gece” tablosundan esinlenilerek üretilen bu bölümde, geceleri binlerce minik yıldız yolun yüzeyinde parlıyor. Burada kullanılan teknolojinin benzeri, yakınlardaki otobanın bir kısmında da uygulandı. Yol çizgilerinde kullanılan ve ışık yayan boya gündüzleri ışığı emiyor, geceleri ise parlıyor. smarthIg

Gunther Holtorf ve eşi Christine 1988’de yola ilk çıktıklarında akıllarında Afrika boyunca yol almak vardı. Ancak sonradan Güney Amerika’yı da plana dâhil etmeye karar verdiler. Rotaları gittikçe daha da uzadı; birkaç kısa aranın ardından yolculuklarını geçtiğimiz sonbaharda bitirdiklerinde bütün dünyayı gezmişlerdi. Bu rekorda aslan payı, Holtorf’un 88 beygirlik uzun şaseli Mercedes 300GD’sine ait. Çiftin “Otto” ismini verdiği arazi aracı, 215 farklı ülke ve bölgeden geçti. Yaklaşık 900.000 km yol yapan “Otto”, 113 kez feribot ya da bot üzerinde seyahat etti ve kendisinden önceki herhangi bir aracın gittiği mesafeden daha fazlasını gitmeyi başardı. Artık 26 yaşında olan “Otto”nun maceraları Avrupa’nın çeşitli Mercedes bayilerinde sergilendikten sonra Stuttgart’taki Mercedes-Benz Müzesi’nde son bulacak.  ottosreIse.de

Yakında Mercedes otomobillerin farlarında LED başına 1024 piksel bulunacak. Sistemde öğelerin her birinin ayrı ayrı kontrol edilmesi sayesinde, hem aracın farları diğer sürücüleri rahatsız etmiyor, hem de yolun ideal şekilde aydınlatılması sağlanıyor. Ayrıca Mercedes mühendisleri, 600 metreden daha uzağı aydınlatabilen uzun mesafeli LED farlar üzerinde de çalışıyor.

Thyssen-Krupp’un geliştirdiği yeni bir sistem asansör teknolojisini kökünden değiştirmeye hazırlanıyor. Geliştirilen yeni sistemde manyetik kayma prensibini tanımlayan transrapid teknolojisi temel alınıyor. 2016’da üretime geçmesi planlanan bu asansörlerde, geleneksel şekilde kabloya gereksinim duyan kabinler yerine doğrusal motor teknolojisi kullanılmış. Bu sayede asansör yalnızca aşağı yukarı inip çıkmakla kalmıyor, sağa sola da hareket edebiliyor. Ayrıca bu teknolojide birden fazla kabin, aynı asansör boşluğunda çalışabiliyor ve aynı binanın farklı bölgelerine hizmet verebiliyor. thyssenkrupp-

Artık jogging yaparken yalnız olmayacaksınız. “Air Runner” isimli bu mini drone, kola takılan kontrol bandıyla, yapacağınız hareketleri önünüze yansıtıyor. Aynı zamanda performansınızı kaydeden cihaz sayesinde eğlenceye dönüştürdüğünüz spor aktivitenizi arkadaşlarınızla dijital dünya üzerinden de paylaşabiliyorsunuz. indeed-innovation.com

Çanakkale’yi Balıkesir’e bağlayan güzergâhta yer alan Ezine-Küçükkuyu arasındaki yol, her mevsim sunduğu müthiş manzarayla yolcuları karşılar. Çanakkale’nin Ezine ilçesi; Bozcaada, Geyikli Limanı, Truva ve Assos’a ulaşmak isteyenlerin de yol ayrımıdır aynı zamanda. Bunun için D550/E87 karayolunu takip ederseniz önce Ayvacık, ardından Yeşilyurt’a ulaşırsınız. Bu yolculukta Kazdağları’nın eşsiz manzarası eşliğinde yol alırken, aracınızın camını biraz araladığınızda içeri dolan kekik kokusu başınızı döndürür. Kazdağları’nın zirvesinden inişe geçtiğinizde bu kez zeytin ve incir ağaçları arasından Edremit Körfezi görünür. Bu etaptaki virajlar azami dikkat ister. Ezine’den çıktıktan 46.5 km sonra Küçükkuyu’ya ulaşırsınız. Ege Denizi ve muhteşem doğasıyla birliktesinizdir artık.

Bugüne kadar dünyanın en yüksek dalgası üzerinde sörf yapma rekorunu elinde bulunduran Garrett McNamara, Portekiz açıklarındaki dev dalgaları iki özel sörf tahtasıyla dize getirmeyi planlıyor. Mercedes-Benz işbirliğiyle geliştirdiği iki sörf tahtasından biri geri dönüşümlü tıpa mantarından, diğeri ise uçaklarda kullanılan bir tür köpükten üretildi.

Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul’un hareketli kulislerinin renkli perde arkası Onur Dağ’ın objektifinden çekilen görüntüler eşliğinde kitaplaştırılıyor. Birincisinin ardından “Backstage Entrance 2” adıyla yayımlanan kitap, 2014 yılındaki “Mercedes-Benz presents Lug Von Siga” defilesinin sahne arkası fotoğraflarını içeriyor. Yayıma hazırlanan üçüncü kitapta ise Onur Dağ’ın objektifi, 16 - 21 Mart 2015 tarihlerinde Karaköy Antrepo 7’de gerçekleştirilen moda haftasının kulislerine çevrilmiş.

4

FORMULA 1 yarışlarının sonuçları sadece pistte değil pit stop alanında da belirlenir. Otomobiller lastik değişimine geldiklerinde saniyenin yüzde biri kadar hızlı olmak bile önem taşır. Mercedes AMG Petronas F1 takımı, bugüne kadarki en kısa pit stop zamanını, 2014’te gerçekleştirdiği 2.1 saniyelik performansla elde etti. Böyle bir zamanlama, ancak her şeyin mükemmel şekilde yapılmasıyla mümkün olabilirdi.

ara

f1 kişinin kritik birkaç saniye içinde birbirleriyle koordineli şekilde hareket etmeleri insanın aklına bir dans koreografisini getiriyor. Ancak Formula 1 düşünüldüğünde bu durum, zarafetten çok hızı ön plana çıkarıyor. Mercedes AMG Petronas F1 takımı üyeleri, pit stop sırasındaki adımlarını tekrar tekrar çalışırlar; yarışların olduğu bir hafta sonunda 70 defa, tüm bir haftada ise 200 defaya kadar tekrar yaptıkları olur. Yaptıkları her şey hem doğru hem de hızlı olmak zorundadır. Ekibin her üyesinin belirli bir görevi vardır. Dört mekaniker hava tabancalarını çalıştırır, diğer dördü tekerlekleri çıkarır, bir başka dörtlü yeni tekerlekleri yerine yerleştirir. İkisi otomobili sabit tutar, ikisi ön, ikisi arka kaldıracı kullanır. Bir mekaniker pit alanı ışıklarını gözler, bir stratejist bütün operasyonun başında durur ve bir mekaniker de 50’den fazla sensörle pit stop’ta yapılanların kaydedildiği veri giriş sistemiyle ilgilenir. Ekip ayrıca tüm lastik değişimlerini kayda alır; bu sayede mekanikerler yaptıkları her hareketi ileriki bir zamanda analiz etme şansı yakalar. Eğer her şey yolunda giderse F1 otomobili üç saniyeden daha kısa bir sürede hazır hale gelir. Gerçekten Belçika Grand Prix’sinde Lewis Hamilton’ın lastikleri, takımın bugüne kadar kaydettiği en iyi süre olan 2.13 saniyede değiştirildi. Pit ekibinin hareketleri o kadar akıcıydı ki bireysel hareketleri çıplak gözle takip etmek neredeyse imkânsızdı.
Pit Stop Öncesi
Bir Formula 1 yarışı sırasında lastik değişimine titizlikle hazırlanılır. Öncelikle takımın Spor Müdürü Ron Meadows ve stratejist, otomobillerin ne zaman pit’e gireceğine karar verir. Ardından Meadows, ekibe hangi lastiklerin hazır tutulması gerektiğini bildirir. Yağmursuz bir yarışta sürücülerin farklı iki lastik bileşimi kullanmaları zorunludur; bunlardan biri öncelikli seçenek iken diğeri alternatif olarak bekletilir. Kaç set lastik kullanılacağı ise uygulanan stratejiye bağlıdır. Her şey hazır olduğunda sürücüye telsizle haber verilir ve ekip üyeleri, otomobilin pit’e girmesine 30 saniye kala telsizden geri sayım mesajı alır. Otomobil park pozisyonuna geldiği sırada mekanikerler hava tabancalarını çoktan çalıştırmaya başlamıştır.

0.0 SANİYE
Otomobil işaretli yerde duruyor. Mekanikerler ön kanada gerekli modifikasyon işlemlerini uyguluyor. Bu sırada önce öndeki sonra arkadaki mekaniker iki kaldıraç aracılığıyla otomobili kaldırıyor. Bu sayede ekip, otomobilin hızla pit’ten çıkması için kaldıraçları daha çabuk uzaklaştırabiliyor. Bu kaldıraçların fiyatları 15.000 Euro’yu bulabiliyor.
0.9 SANİYE
Diğer mekanikerler eş zamanlı olarak alüminyum tekerlek somunlarını gevşetiyor ve tekerlekleri hiç zaman kaybetmeden çıkarıyorlar. Her takım kendi somunlarını kendi üretiyor. Bu somunlar özel olarak yapılmış titanyum hava tabancalarına uymak zorunda. Formula 1’deki özel tabancalarda, geleneksel hava tabancalarının aksine basınçlı hava yerine azot kullanılır. Böylece işlem sırasında uygulanan kuvvet artırılmış olur.
1.4 SANİYE
Dört mekaniker yeni tekerlekleri akslara yerleştiriyor. Bu işlemde hata payı sadece milimetrelerle ölçülüyor. Bir ön tekerlek (jant dâhil) 12 kilogram ağırlığındadır, bir arka tekerlekse 14 kilogram gelir. Büyüklüklerine oranla ağır değillerdir ama yerine yerleştirmek için sadece göz kırpacak kadar zaman olduğunu düşünürsek hafif de sayılmazlar. Bu nedenle Mercedes AMG Petronas kendi fitness salonuna sahip. F1 mekanikerleri burada bir fitness koçu eşliğinde düzenli olarak çalışıyor. Amaç takım üyelerinin birkaç tekerlek değiştirdikten sonra bile maksimum hızda çalışmasını sağlamak.

1.7 SANİYE
Saniyenin sadece onda üçü kadar bir zaman sonra, mekanikerler hava tabancalarıyla tekerlekleri sıkıştırmaya başlıyor. Bu görev biter bitmez hava tabancasının üzerindeki bir düğmeye basıyor ve kaldıraçlara sinyal gönderiyorlar; kaldıraçlar da otomatik olarak aracı yere indiriyor.
1.9 SANİYE
Yakın bir zamana kadar tüm mekanikerler işlerini bitirdiğinde “Lollipop Man” ismi verilen bir görevli elindeki “lolipop”u kaldırırdı. Ancak bu görevlinin işini artık teknoloji yapıyor. Bu sayede pit stop zamanları saniyenin onda birine yakın bir süre kısaltıldı. Artık mekanikerlerin işleri bitince pit’teki bir ışık yeşile dönüyor. Bir problem olması durumunda ışığı gözleyen bir ekip üyesi, bu otomatik süreci geçersiz kılabiliyor.
2.1 SANİYE
Pit şeridinde pistten daha az yol tutuşu vardır, bu yüzden özel bir vites ayarı pit’te yapılan kalkışlarda arka tekerleğin dönüşünü yavaşlatır. Pit’ten çıkışı yaklaşan pilot gaza basmadan önce direksiyondaki bir düğmeye basarak kalkış için gerekli modu seçer. İşte yine piste çıkmış, gözden kaybolmuştur.


2

BOZCAADA BU YIL
spor, müzik ve eğlencenin buluştuğu bir festival olan “Mercedes-Benz
Go Bozcaada”ya ev sahipliği yapıyor. Festival öncesi Bilge Öztürk’le deniz, kum ve rüzgâr eşliğinde keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

ara

sercedes-Benz Türk’ün isim sponsorluğunda ve 23-28 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek “Mercedes-Benz Go Bozcaada Spor Müzik Yaşam Festivali”nin önemli bir ayrıcalığı var: Dünyanın en prestijli spor organizasyonlarından biri olan ve popülerliği giderek artan Kiteboard’un Avrupa Şampiyonası Türkiye ayağı ilk kez Bozcaada’da düzenleniyor! Avrupa’nın en iyi kiteboard sporcularını buluşturacak olan “Mercedes-Benz Kiteboard Avrupa Şampiyonası” ve kiteboard hakkında merak edilenleri “Herkes kiteboard yapabilir” diyen Bilge Öztürk’ten dinliyoruz.
Sporla ilişkiniz nasıl başladı, bugüne kadar hangi spor dalları ile ilgilendiniz?
Daha ilkokul zamanında aktif olarak spora başladım. Ortaokulda ise hentbol oynuyordum. Yedi yılı lisanslı olmak üzere toplam 11 yıl hentbol oynadım. Bunun dışında voleybol, atletizm, futbol, aikido, su kayağı (mono), wakeboard, snowboard sporlarının hepsini denedim ve bu sporlarla halen hobi olarak ilgileniyorum.
Kiteboard maceranız nasıl başladı?
Kiteboard’a bir Hawai tatilinde görüp âşık oldum. Daha millî sporcu olarak yarışma aşamasına bile geçmemişken yaşam biçimim haline geldi. 2011 yılından itibaren de millî sporcu olarak yurt içi ve yurt dışındaki yarışları takip ediyorum.
Kiteboard nasıl bir spor? Board üzerindeki duygularınızı anlatır mısınız?
Öğrenme aşamaları bile çok keyifli. Siz farkında olmadan zaman geçip gidiyor. Deniz, güneş, rüzgâr… Hem spor, adrenalin hem de terapi ve huzur bir arada. Elbette yarışırken inanılmaz bir konsantrasyon ve kondüsyon gerekli. Bir de özellikle millî sporcu olarak yarışıyorsanız yaşadığınız gurur ve sorumluluk bambaşka bir duygu.
Kiteboard’un Türkiye’deki durumu nedir? Ne zamandır popüler?
Türkiye’de kiteboard aslında 90’ların sonu, 2000’lerin başı gibi yavaş yavaş gelişmeye başladı. Yurt dışında görüp o zamanki malzemeleri Türkiye’ye getiren arkadaşların katkılarıyla bugünlerin tohumları atıldı diyebiliriz. Özellikle son beş-altı yıldır kiteboard’a olan ilgi her geçen gün artıyor. Yedisinden 70’ine kadar kiteboard yapan insanlar görmek mümkün. İlgilenenlerin meslek grupları da çeşitlilik gösteriyor. Avukatlar, doktorlar, iş dünyasından insanlar, öğrenciler… Birçok bireysel spor dalında görmeye alışık olmadığımız bir çeşitlilik ve güzel bir birliktelik var.

Kiteboard herkese uygun bir spor mu? Yapmak isteyenlere önerileriniz nedir?
Spor yapmasını engelleyecek özel bir durumu olmayan herkesin yapabileceği bir spor. Ortalama üç gün ile bir hafta içerisinde kişi kendi başına kaymaya başlayabiliyor. Başta Bozcaada’da Haziran ortasında açılacak Mercedes-Benz Kite Lounge, Akyaka, Gökçeada olmak üzere Türkiye’nin birbirinden güzel kiteboard merkezlerinden birine giderek öğrenebilirsiniz. Kiteboard güzel bir hobi ve aktif spor yapmanın yanısıra yeni bir hayat tarzı da sunuyor.
“Mercedes-Benz Kiteboard Avrupa Şampiyonası” hakkında neler söylersiniz?
“Mercedes-Benz Go Bozcaada” kapsamında gerçekleşecek olan festival ve şampiyona çok önemli bir etkinlik. Yarış ciddiyetini hissettirmesinin yanında bir festival havasında geçeceğini düşünüyorum. 23 – 28 Haziran tarihlerinde Bozcaada’da düzenlenen etkinlikte kiteboard konusunda dünyanın en iyi yarışçıları bir araya geliyor.
Hem bu seneki şampiyonada hem de genel olarak kiteboard’da hedefleriniz nelerdir, öğrenebilir miyiz?
“Mercedes-Benz Kiteboard Avrupa Şampiyonası”nda gerçekten dünya sıralamasında üst sıralardaki yarışçıları ağırlayacağımız için hayli zorlu bir yarış olacağını söyleyebilirim. Mücadeleyi en iyi şekilde tamamlamak ve kendi kategorimde iyi bir derece almak istiyorum. Dünyadaki diğer yarışları takip ederek dünya sıralamasında daha üst seviyelere gelmeyi hedefliyorum. Bir de kiteboard bir sonraki olimpiyatlara olimpik bir kategori olarak eklendiğinde ülkemi temsil etmek isterim.
“Mercedes-Benz Go Bozcaada Spor, Müzik, Yaşam Festivali” size ne ifade ediyor?
Adından da anlaşılacağı üzere festival de kitebord’un felsefesiyle örtüşüyor. Çünkü kiteboard tam da böyle bir aktivite! Spor, müzik, yaşam iç içe. Kiteboard ruhunu hissetmek için daha mükemmel bir organizasyon olamaz herhalde. Bu coşkuyu deneyimlemek ve unutulmayacak anılara sahip olmak adına 23 Haziran benim için adeta bir dönüm noktası…


5

HER ŞEY AYRINTIDA GİZLİ:
İnce işçilik ve küçük detaylarla bütünleşen harika sonuçlar… Tina Christa Sezer, 40 yıldır süren macerasının ardından, mücevher tasarımlarıyla ortaya koyduğu tarzıyla biliniyor. Bu sıra dışı insanın bir gününe, Mercedes-Maybach S 500’le konuk olduk. Ortaya çıkan uyum ise bizi hiç şaşırtmadı.

ara

dina Christa Sezer, 90’lı yıllarda kurduğu Tina Jewellery markasına adeta aşkla bağlı. Aradan geçen yıllar bu tutkusundan hiçbir şey kaybettirmemiş. Her sabah güne erkenden başlayıp, işinin başına geçmek için aynı heyecanla yola çıkıyor. Kendisine Mercedes-Maybach S 500’le eşlik edeceğimiz günün sabahında, Kemer Country’deki evine vardığımızda çoktan hazırlanmış olduğunu görüyoruz. Uzun yıllardır Tina Christa Sezer’in şoförlüğünü yapan Fatih Çelik karşılıyor bizi.
Fatih Çelik’ten Tina C. Sezer’in günlük programını öğreniyoruz. Yakın zamanda gerçekleştirecekleri bir mücevher sergisinin hazırlıkları için önce Nuruosmaniye’deki mağazasında kızı Esra Moreno ile buluşacak. Akşamsa yine sergiyle ilgili bir toplantı için Four Seasons Bosphorus Otel’de olacak. “Fırsat bulursa gün içinde belki dışarı da çıkar.” diyor Fatih Çelik. Bu küçük detaydan Tina C. Sezer’in işine yaklaşımını daha iyi anlıyoruz. Kafasında bir şey varken hedefine ulaşana kadar durmayan insanlardan kendisi.
Tina Jewellery mitolojisi
Tina C. Sezer Mercedes-Maybach S 500’ün geniş arka koltuğunda yerini alır almaz, Fatih Çelik de hızla direksiyona geçiyor. Keyifle başladığı güne aynı keyfi yaşatan sohbetiyle devam eden Tina C. Sezer ve Fatih Çelik arasındaki konuşma, bir noktada bizim şifrelerini çözmemiz gereken bir hal alıyor. Yıllardır birlikte geçirdikleri zamanın getirdiği özel bir bağ oluşmuş aralarında. Sohbet bir anda eski zanaatkâr ustalardan, Tina C. Sezer’in ilk mağazasını açtığı yıllara uzanıyor. Açıkçası İstanbul’un yakın tarihi üzerine bir derleme yapılsa Tina Hanım’dan öğrenecek çok şey olduğunu söyleyebiliriz. Nuruosmaniye’ye kadar yaptığımız kısa yolculuğu Tina C. Sezer’e hayran olarak sonlandırıyoruz. Fatih Çelik bu durumu; “Sadece siz değil, Tina Hanım’ı tanıyan herkes ondan etkilenir” diyerek açıklıyor.
Nuruosmaniye’nin dar ve tarih kokan sokaklarından birinde küçük ama sokağın en şık dükkânının üzerinde Tina Jewellery yazısını görüyoruz. Tina C. Sezer’in ardından içeri girdiğimizde ise etrafımızı saran mücevherler, bambaşka bir dünyaya geldiğimizi kanıtlıyor. Şaşkınlığımızı fark eden Esra Moreno; “Burası Tina’nın dünyası, hoş geldiniz.” diyerek karşılıyor bizi. Anne-kız hemen tezgâhın başına geçerek çalışmaya başlıyorlar. Titizliğiyle bilinen Tina Christa Sezer ve kızı Esra Moreno bu konuda birbirleriyle yarışıyorlar. Şu dönem üzerinde çalıştıkları sergiyle ilgili oldukça heyecanlılar. Bu heyecana ortak olmak için biz de tezgâha yanaşıyoruz. Tam da bu anda Tina Jewellery’nin sırrını anlıyoruz. İşine gerçek bir Alman disipliniyle yaklaşan Tina C. Sezer’in özeni ve yaptığı işin bilimsel eğitimini almış Esra Moreno’nun hassasiyeti… Son mücevher koleksiyonlarına konu olan mitolojiler gibi bir Tina Jewellery mitine tanıklık ediyoruz.

İstanbul’un sırrı
Fatih Çelik, Mercedes-Maybach S 500’ü tekrar mağazanın kapısına getirdiğinde Tina C. Sezer’in enerjisine bir kez daha şahit oluyoruz. “Haydi, dışarıda bir kahve içelim” diyerek tekrar yola çıkarıyor bizi.
S 500’ün geniş arka kabininde çalışmaya devam edeceğini tahmin edemiyoruz elbette. Tina C. Sezer Lup’u gözüne taktığı anda anlıyoruz ki onun için işi yaşamı olmuş. Belli ki bu yüzden kızı Esra Moreno kendisiyle çalışmak istediğinde, önce Almanya’da Gemoloji (Değerli Taş Bilimi) eğitimi almasını istemiş. Yaptığı şeyin en iyisi olmak onun için çok önemli. Bu düşüncemiz Fatih Çelik’in, “Tina Hanım sadece kendisini değil, Kapalıçarşı’da, mücevher işinde çalışan kim varsa herkesi düşünür. Bu zanaatın gelişmesi için çok çaba göstermiştir.” sözüyle pekişiyor. Tüm esnafın Tina C. Sezer’i görür görmez selam vermesi, sohbete girişip, bir hemşehri yakınlığıyla ve “Tina Hanım” hitabıyla yaklaşmaları bu yüzden belli ki…
Fatih Çelik S 500’ün fren pedalına dokunup, kendi deyimiyle bu konforlu “karayolu uçağını” durdurduğunda Four Seasons Sultanahmet’e geliyoruz. Tina C. Sezer, “Buranın terasında harika bir Ayasofya manzarası vardır.” diyerek iniyor araçtan. Gerçekten yukarıda bizi bekleyen manzarayı gördüğümüzde bir an nefesimiz kesiliyor. Adeta Ayasofya’nın gök kubbeyle yarışan kubbesine dokunacak gibiyiz. Esra Moreno; “Annemin İstanbul sevgisi bir başkadır. Neredeyse babama olan aşkıyla yarışır.” diyerek gülümsüyor. Tina C. Sezer’in 1960’ların sonunda Almanya’da tanıştığı eşinin ardından Türkiye’ye geldiğini, İstanbul’u gördükten sonra tek isteğinin eşi Utku Bey’le bu şehirde yaşamak olduğunu öğreniyoruz. Bu tutku dolu hikâyeyi dinleyince Esra Moreno’ya hak veriyoruz. Ama Tina C. Sezer’in bu isteğinden fazlasını başardığı da kesin. Eşiyle ve çok değer verdiği ailesiyle birlikte İstanbul’da bir yaşam kurmakla kalmamış; bu coğrafyanın en eski zanaatlarından biri olan mücevhercilikte bir duayen olmayı da başarmış. “İlk mağazamı açtığımda çarşı esnafının başarısız olacağıma dair sözlerini hatırlıyorum” diyor Tina C. Sezer, geçmişe doğru müstehzi bir gülümsemeyle…
Bu keyifli sohbet sürerken yabancı bir çift geliyor yanımıza. Öğreniyoruz ki bu Teksaslı çift, Tina C. Sezer’in müşterisi. Tina Jewellery’nin ünü Türkiye sınırlarını aşmış. Yurt dışı temsilcilik taleplerini reddetmesine rağmen markanın tasarımları dünyaca ünlü isimlerin ilgisini çekiyor. Tina Christa Sezer “Bu İstanbul’un sırrı.” diyor.


7

Mumbai “en”lerin kentidir:
Hindistan’ın en büyük, en zengin ve en hızlı şehri olan Mumbai, hem kalabalık metropol hayatıyla insanı sinir krizinin eşiğine getiriyor hem de 12 milyondan fazla sakini için bağımlılık yaratan bir enerji yaratıyor.

ara

gskiden bir banliyö olan Bandra, giderek büyüyen Mumbai tarafından yutulalı çok olmuş. Bölgenin gözde semtlerinden Bandra sahili de bu sayede popülerliğini artırmış. Mumbai’yi keşif yolculuğumuza Bandra sahilindeki bir apartman dairesinden başlıyoruz. Şehirde epey ünlü olan moda tasarımcısı Shilpa Chavan’ın evine ulaştığımızda onu, yerde dört bir yana yayılmış çizimlerin başında buluyoruz. Elf’lere benzer dostane bir yüze sahip olan bu minyon kadın gülümseyerek, “Ben çalışırken burası neredeyse dışarıdaki sokaklar kadar kaotik olabiliyor” diyor. “Little Shilpa” (Küçük Shilpa) mahlasıyla tanınan 40’lı yaşlardaki tasarımcı, bu şehirde yaşayan yaratıcı kişilikler içinde en orijinal isimler arasında yer alıyor. Little Shilpa şehrin kültürel hayatına ait artıklardan sanat eseri niteliğinde şapkalar üretiyor. Mumbai’nin sayısız pazarındaki gizli kalmış hazineleri dikkatlice arayıp buluyor. Bu parçaların birçoğu, yıllar sonra tekrar onun koleksiyonlarında hayat bulabiliyor. Bu süreci “Mumbai bana tam anlamıyla ilham veriyor” sözleriyle anlatan Shilpa’nın tasarladığı başlıklar, aksesuvarlar ve kıyafetler o kadar fantastik ki, bir defilesine katılmak kendinizi bir rüya âleminde hissetmenizi sağlıyor. Geniş hayal gücü ona uluslararası bir ün de kazandırmış. Öyle ki, Lady Gaga bile onun tasarımlarından birini giymiş.
Sizi ele geçiren şehir
Mumbai yoğun trafiği, tempolu günlük yaşamı, farklı kültürel ve dini temaların etkisi ile adeta bir kaos ortamı yaşatıyor. Bu çılgınlığı uyum içinde bir arada tutan şeyin de bu güçlü karşılıklar olduğunu söylemek mümkün. Burada, gecekondu mahalleleriyle çevrili gökdelenlerin yanı sıra yüksek teknolojiyle donatılmış ya da antik çağlardaki varlıklarını sürdüren geleneksel tapınaklar da görülebiliyor. Bir ziyaretçi için hayli karmaşık olabilecek bu durum, kendilerine “Mumbaikarlar” diyen şehrin sakinleri için hayli alışılmış bir durum.
Mumbai’de sokak satıcılarından milyarderlere kadar herkesin şehrin karmaşasına maruz kaldığı gerçeği Jeet Thayil’i rahatsız etmiyor. Ünlü “Nakropolis” kitabının yazarı olan Thayil, Mumbai şehrinin eski adı olan Bombay’ı kullanmayı tercih ediyor. Şiir ve beste yazan, müzikle uğraşan 55 yaşındaki bu yetenekli adam, eski adıyla anmaya devam ettiği bu şehrin bir hayranı olmasının yanı sıra onu, “Bombay her zaman kültürler ve dinlerin bir karışımı, kaotik bir birleşimi olagelmişti” sözleriyle eleştirmekten de geri kalmıyor. Şehri gezen herhangi biri bu durumu anında görebiliyor. Banda’da dolaşırken haçlar ve kiliseler sıklıkla göze çarparken, Malabar Tepesi, Mumbai’deki en eski Hindu tapınağına ev sahipliği yapıyor. “Banganga Su Rezervi” adlı dev su havzası tapınaklar tarafından çevrelenen sakin havası ve çiçeklerle bezeli çelenkleriyle insanı büyülüyor. Az ileride ise renkli görüntüleriyle Jain tapınakları ve yakınlarında, sık ağaçlarla çevrili bir alanda Parsi cemaatine ait bir “Sessizlik Kulesi” rin bedenleri, yüzyıllardır süren gelenekler uyarınca akbabaların yemesi için buraya bırakılıyor.

“Dhavari” adlı gecekondu mahallesinden gelen müzisyenlerle gerçekleştirdiği bir şarkı kaydından çıkarak yanımıza gelen Thayil, “Burada her şey birbiriyle gerçekten ilişki kuruyor” diyor. Şarkının nakaratında, “Bu şehri düzeltin yoksa hepimiz mahvolacağız” sözleri yer alıyor ve Thayil, şehre olan şefkatine ve kesinlikle herkesin burayı görmesi gerektiğine inanmasına rağmen Mumbai’yi “bozuk” bir şehir olarak addetmekten de çekinmiyor. Buraya geleceklere şunları tavsiye ediyor: “Araç kullanmak yerine yürüyün; Colaba’daki eski şehir merkezinden geçin, sömürge döneminden kalma eski binalardaki kafelere uğrayın.” Şehrin Britanya İmparatorluğu’nun en güçlü ticaret merkezlerinden biri olduğu günlerden kalan izler en iyi Güney Mumbai’de görülüyor. Bu izler katedral benzeri tren istasyonuyla kriket sahasının, Asyatik Derneği’nin neoklasik tarzdaki tapınağı ile Taj Oteli’nin arasındaki bölgelerde bulunuyor. Pazar günleri Colaba’nın sokakları nispeten rahat oluyor, aileler “Hindistan Geçidi” adlı zafer takını geziyorlar. Bir zamanlar yabancılara ait buharlı gemilerin yanaştığı bu takın etrafında bugün tur tekneleri ve feribotlar görülüyor. Eğer aradığınız şey huzur ve dinlenmekse, bunu Mumbai’de bulmanız pek olası değil. Koşmayı sevenler sahile sadece sabahları çıkıyor zira günün geri kalanında bu bölgeye gürültü ve kaos hakim oluyor. Sanatçı Sudarshan Shetty, yorucu bir yer olan memleketini, hem seviyor hem de ondan nefret ediyor. Şehrin doğusunda bulunan Chembur’daki atölyesinde konuştuğumuz Shetty bu durumu, “Eşim ve ben başka bir yere taşınmak hakkında sürekli konuşuyoruz. Ancak her konuşmanın sonunda burada kalmaya karar veriyoruz” şeklinde açıklıyor. Hindistan’ın en ünlü ve başarılı sanatçılarından biri olan Shetty adını büyük ölçekli enstalasyonlar sayesinde duyurdu. Kendisi yaşadığı şehrin günlük hayatından ilham alıyor ve motiflerinde sıklıkla geçmişe dair öğeler kullanıyor. “Bu şehir o kadar çabuk değişiyor ki, sevdiğiniz her şey kısa süre içinde bir nostaljiye dönüşüveriyor. Her şey sürekli olarak yok oluyor” diyor. Shetty’nin dediklerini anlayabilmek için Dadar’ı ziyaret etmeniz yeterli. Mumbai’nin merkezinde bulunan bu bölgedeki sokak hayatının özel bir yoğunluğu var.
Çiçek pazarından tren istasyonuna giderken hiç tanımadığınız insanlarla yoğun biçimde fiziksel temas yaşıyorsunuz. Sokak satıcıları kaldırımları dolduruyor; bir sürü insanın şaşkın bakışları arasında dövme yaptıran birini görebiliyorsunuz. Bu sırada başka insanlar tişört ve kıyafetlerden oluşan tepelerin içinde kendilerine uygun olanları seçmek için savaş veriyor. 53 yaşındaki Shetty, bütün bu izlenim yığınını adeta bir hediye gibi görüyor ve her gün sürprizlerle karşılaşıyor. “Sokakta yürürken birçok kez kafamda bir lambanın yandığını ve yeni bir fikir bulduğumu deneyimledim.”
İngiliz makyaj sanatçısı Virginia Holmes da bu şehrin çılgınlığının bağımlısı olmuş. O ve iş arkadaşı Natasha Nischol, sekiz yıldır Mumbai’deki profesyonel bir makyaj akademisini işletiyor. Bu ikili buraya doğru zamanda gelmişler, çünkü şu anda moda dergileri konusunda bir patlama yaşanıyor ve Bollywood temel bir değişim geçiriyor. İkilinin bu duruma dair yorumları şöyle: “Mumbai bu günlerde daha uluslararası bir yer haline geldi; insanlar son trendleri eskisinden daha fazla takip ediyor, hep yeni şeyler denemek istiyorlar.”

Mumbai’de küresel trendler özellikle burada takip ediliyor, ancak bu durum şehrin son derece kendine özgü güzelliklerini kısa zamanda kaybetme tehlikesi yaşadığı anlamına gelmiyor. Holmes bu durumu “Şehir sizi ele geçiriyor ve size o hiç bitmek bilmeyen enerjisini aşılıyor” şeklinde açıklıyor. Sonra gülerek “Bu sanki bir çamaşır makinesinin içinde yaşamaya benziyor” diyor.


6

UYUMUN GÜCÜ:
Mobilya tasarımı konusunda dünyaca ünlü bir marka haline gelen Derin Sarıyer’le birkaç ay sonra tanıtacağı 2015 koleksiyonu öncesi buluştuk. Sarıyer, yoğun iş temposu arasında, Mercedes-Benz C 200 BlueTEC ile İstanbul sokaklarında keyifli bir yolculuğa çıktı.

ara

hayatta ne yaptığınız kadar nasıl yaptığınız da önemlidir. Profesyonel kariyerinizin sizi getirdiği noktada yaşam felsefenizden ödün vermeden ilerleyebiliyorsanız; işte o zaman başarılı biri haline dönüşüyorsunuz. Mutluluğu da beraberinde getiren bu durumu “uyumun gücü” olarak tanımlamak mümkün. Derin Sarıyer tüm dünyada tanınan ve birçok ödüllü tasarıma imza atan bir isim olmanın yanı sıra 14 aylık Aziz’in de babası. Son yıllarda hız verdiği müzik çalışmalarıyla da aynı zamanda taze bir müzisyen. İstanbul Moda’da doğan Sarıyer’in İstanbul’la ilişkisi de oldukça medeni. “Kompakt bir yaşam kurgulayabilirseniz yaşaması çok keyifli bir şehir” dediği İstanbul’dan Bilkent Üniversitesi İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı bölümündeki eğitimi ve Capellini firmasında çalışmak için gittiği İtalya seyahatleri başta olmak üzere pek çok kez ayrılmış. Fakat her seferinde dönüp geldiği bu şehirde ömrünün sonuna kadar yaşamak istediğini açıkça söylüyor. Derin Sarıyer’i düşününce İstanbul’u anlatan gerçek duygunun, onda da sezilen uyum ve tutku olduğu söylenebilir.
YİNG-YANG
Derin Sarıyer, Savoy Ulus sitesindeki evinde güne başlarken, her sabah yaptığı gibi soluğu spor salonunda alıyor. Yaz aylarında gittiği tenis ve üyesi olduğu Moda Deniz Kulübü’ndeki yüzmenin dışında aksatmadan yaptığı fitness, günlük rutininin temelini oluşturuyor. Sitenin girişinde buluştuğumuzda siyahlar içinde karşımıza çıkan Sarıyer, bembeyaz C 200 BlueTEC ile adeta ying-yang etkisi yaratıyor. Yalın ve sade tarzının yanı sıra enerjisiyle de dikkatimizi çekiyor. Daha ilk anda ne kadar planlı biri olduğunu anlıyorsunuz. Bütün bir günü kafasında kurgulamış ve güne başlamak için de hevesli bir yaklaşım içinde… Bu durum, sabah sersemliğini üzerinden atmaya çalışan çekim ekibimize de enerji veriyor. Derin Sarıyer şu günlerde 2015 koleksiyonunun son hazırlıkları üzerinde çalışıyor. Böylesi yoğun bir tempoda teklifimizi geri çevirmeyen Sarıyer, tüm gününü Mercedes’le geçirmek için yola çıkıyor. Zira bugün ofisindeki tasarım toplantısının yanı sıra son yıllarda ismini farklı bir alanda duymamızı sağlayan albümleriyle ilgili bir stüdyo çalışmasına da katılacak. Günü Moda Deniz Kulübü’nde bir yemekle tamamlayacak olan Derin Sarıyer, C 200 BlueTEC’in direksiyonuna geçtiği anda otomobilin keskin ve sportif tasarımına uygun şekilde hepimizi güne hazırlıyor.
Yola koyulduğumuzda İstanbul’un eşsiz Boğaz manzarasına sahip sahil yolundan ilerliyoruz. Bebek’e geldiğimizde sağa sinyal veren Derin Sarıyer, İstanbul’la özdeşleşmiş bir mekânın önünde park ediyor. Kadıköy’ün ünlü Baylan Pastanesi’ni Bebek’te görünce şaşırıyoruz. Bu sırada çoktan sabah kahvesini ve atıştırmalıklarını almış olan Sarıyer, tekrar araca biniyor. Otomobil sahil yolu boyunca ilerlerken Derin Sarıyer, henüz 14 aylık olan oğlu Aziz’den bahsediyor. Onun doğumuyla hayatında ve yaşam tarzında olan değişiklikleri anlamak güç olmuyor. Her şeyin ötesinde bu aralar Derin Sarıyer’i mutlu eden en önemli şeyin “babalık” olduğunu görüyoruz. Bu keyifli sohbet otomobil Beşiktaş’ta, Akaretler yokuşunu dönene kadar sürüyor. Biraz ilerde caddeye bakan ve üzerinde Derin Design yazan geniş vitrinin önünde duruyoruz. Burası Derin Sarıyer’in dünyaca ünlü tasarımlarının yer aldığı bir showroom ve aynı zamanda ofisi.

TASARIM NEDİR?
İçeri girdiğimizde yüksek tavanlı geniş bir alanda çevremizi saran mobilyalar karşılıyor bizi. Koltuklar, masalar, ofis tasarımları… Her biri minimal ve ince çizgileriyle büyük bir uyumun görsel şölenini yaşatıyor. Hemen toplantı odasına geçen Derin Sarıyer, ekibindeki genç tasarımcılarla son koleksiyonunda yer alacak “Fek” isimli bir oturma birimi üzerinde çalışmaya başlıyor. Yüksek sırt bölümü ve altı parçadan oluşan asimetrik yapısıyla dikkat çeken bu tasarım, ortak alanlar için hayli ideal görünüyor. Çok klişe olacağını bilsek de Derin Sarıyer’e “Tasarım Nedir?” sorusunu bunca özgün tasarımla çevrelenmişken sormadan edemezdik. Aldığımız yanıt bildiğimiz her şey üzerine tekrar düşünmemizi sağlıyor. Derin Sarıyer kendinden gayet emin bir şekilde “Tasarım şimdidir. Bir işin, bir ürünün, bir çalışmanın tasarım olarak değerlendirilmesi için en başta kendi zamanını tanımlaması gerekir” diyor. Tasarım felsefesine ani bir dalışın ardından bu konuyu daha uzun düşünmek üzere ara verip, kapıda bekleyen Mercedes’e doğru ilerliyoruz. Sarıyer’in tanımına göre C 200 BlueTEC “Tasarım nedir?” sorusunun cevabı sayılabilir. Bizce kendi zamanının en iyisi…
ÖNLENEMEZ
Tekrar yola çıkışımız, Derin Sarıyer’le ilgili daha az bilinen ama oldukça ilginç bir yere götürüyor bizi. Son dört, beş yıldır çocukluğundan beri tutkuyla uğraştığı müzik çalışmaları için Oğuz Kaplangı’nın stüdyosuna. Derin Sarıyer 12 yaşında ailesinin aldığı gitar sayesinde her zaman müzikle iç içe olmuş. Tasarım kariyerinin öne geçtiği yıllar sonrasında “Neredeyse yapmak zorunda olduğum bir şeyi yapıyorum ve bu çok güçlü bir duygu” olarak tanımladığı müzisyenliğe de adım atmış. Söz ve müzik çalışmalarını hazırladığı parçalarının düzenlemelerini ise Oğuz Kaplangı yapıyor. Bugüne kadar “Güzel Şeyler Söylemek İsterdim”, “Yorulduysan”, “Herkes Bir Şey Biliyor” isimli üç single yayınlayan Sarıyer, şu sıralar yeni bir albüm üzerinde çalışıyor.
PÜR, SEK VE SAF
Stüdyodan çıkan Derin Sarıyer, akşam katılacağı yemek daveti için Moda Deniz Kulübü’ne doğru yol alıyor. Sohbetimiz sırasında kendi tasarımlarını tanımlarken sarf ettiği “pür, sek ve saf” sözlerini hatırlatarak araç için ne düşündüğünü merak ediyoruz. Çok net ve açık bir insan olan Sarıyer, otomobil dünyasıyla ilişkisinin teknik ve donanımın ötesinde çoğunlukla tasarım ve form odaklı olduğunu belirtiyor. Hâlihazırda sahip olduğu otomobilin Mercedes-Benz olduğunu öğrendiğimizde bugünkü sürüş deneyimini soruyoruz. Güçlü motoru ve kasa yapısıyla oldukça etkileyici bir otomobil olduğunu söyleyen Sarıyer, “Konfor, güç ve hızın melez bir karışımı” dediği aracın özellikle iç tasarımından etkilenmiş. Sarıyer sportif çizgilerin klasik bir konforla birleştiği iç tasarımda deri, ahşap ve alüminyum detaylardaki uyumun bir bütünlük yakaladığını düşünüyor. Ünlü tasarımcı siyah rengin hâkim olduğu otomobilin, insana kendini özel hissettirdiğini söylerken Moda Deniz Kulübü’nün park yerine giriş yapıyoruz. Biz Derin Sarıyer’le geçirdiğimiz keyifli günü düşünürken o da Mercedes-Benz C 200 BlueTEC’le vedalaşıyor.