Loading...

Uzay hiçbir zaman bize bu kadar yakın olmamıştı! Bu konuda şüpheleriniz mi var? Ayın yörüngesine gönderilmesi planlanan turistler, Mars’ta organik maddeler bulunması ve 2025 yılına kadar Mars’a insanların yerleşmesi için yürütülen projeler… Dünyamız dışındaki yaşam neden bu kadar ilgilimizi çekiyor?
Yeryüzü dışındaki yaşam arayışlarında Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA), gözünü “Kızıl Gezegen”e dikmişti. NASA, geçtiğimiz yıl çığır açan bilgiler keşfettiğini duyurmuştu. Mars’ta Ağustos 2012’den bu yana veri toplayan “Curiosity” adlı keşif aracı sayesinde Kızıl Gezegen’de organik maddeler bulundu. Bu veriler bilim insanlarına orada bir zamanlar yaşam olabileceğini düşündürse de henüz kesin bir şey söylemek için yeterli veriye sahip değiliz.

Son olarak, NASA’nın geçtiğimiz Kasım’da Mars’a ayak basan uzay aracı InSight, Kızıl Gezegen’den yeni bir görüntü paylaştı. Altı aylık dev uzay yolculuğunun nihayet sonuna gelen ünlü gözlem aracının, Elysium Planitia olarak bilinen iniş bölgesinden aktardığı görüntüler; sondanın ayaklarından birini ve ufuktaki gökyüzünü gösteriyor.
Bu gelişmeler dünyamız dışındaki yaşam alanlarıyla ilgili merakımızı körüklüyor. Herkesin aklına gelen “Başka bir gezegende yaşamak nasıl olurdu?” sorusu yanıt buluyor. Şüphesiz, gökyüzü insanlığın ona bakarak hayal kurduğu ilk ekrandı. Platon gökyüzünde ideal bir dünya, Aristoteles ise mükemmelliği gördü. Filozof ve gökbilimci Giordano Bruno, gökyüzünde birçok gezegen olduğunu yaşamı pahasına savundu ve 1600 yılında bu sebepten yakılarak öldürüldü. Şair Stéphane Mallarmé, evren ve şiirin yakınlığını sezmişti. Yazar Ray Bradbury bizleri “Mars Yıllıkları” kitabıyla oralara götürdü. Bütün bunlar, “2001: A Space Odyssey”, “Uzay Yolu”, “Interstellar”, “Star Wars”, “Gravity” gibi uzay keşiflerini anlatan filmlerden önce yaşandı.
80’li yıllarda çocukların en sevdiği çizgi film “Barbapapa”ların Mars macerasını da unutmamak gerekir. Rengârenk karakterlerin istedikleri şekle bürünebilmesini hayranlıkla izleyen çocukların Kırmızı Gezegen’e füzeyle gitmeyi hayal etmesi hiç zor olmasa gerek. Geleceğin yıldızlararasında geçeceği konusunda çocukların şüphesi yok, bizim niye olsun ki? Sonuçta neden Mars’ı sadece bilimkurguya ya da bilim insanlarına bırakalım? Günlük hayatımızda bu fantazyaya yer vermemek, bunu küçümsediğimizin bir göstergesi olabilir mi? Bilimkurgu sevenlerin dışında Mars’ı fethetme konusunda tutkulu olan çok az insan var.
Uzay uçuşları konusunda uzman olan Space X’in kurucusu olan Elon Musk bunlardan biri. Mars’a yerleşme konusunda çalışmalar yapıyor ve geçen yılın başlarında Falcon Heavy1 füzesiyle bir Tesla Roadster’i uzaya gönderdi.

Mars’a yerleşmenin NASA’nın birinci hedefi haline geldiği de doğru. Ama bütün bunların hepsi bir hayal olarak kalmadı mı? Zamanında Sputnik 1, Yuri Gagarin ve Neil Armstrong dünyalılara uzayın artık onlara ait olduğu hissini verdiler. 2001, uzay macerası yılı olacaktı. Ancak sonra devamı gelmedi ve bu gelişmeler soğuk savaş içinde bir güç savaşı olarak kaldı. O zamandan beri ne aydaki kraterlerden ne de hafta sonu yapılabilecek egzotik Mars seyahatlerinden bahsediliyor.

Barış için bir şans

Mars’ı hedeflemek; meseleye biraz da mesafeli bakmayı, ne kadar küçük olduğumuzu anlamayı, insanlığa karşı daha alçakgönüllü ve yumuşak olmayı sağlıyor. Çünkü evren boyutunda düşünebilmek, sınırları önemsiz kılıyor. Şubat 2017’de güneş sistemi dışındaki gezegenlerin keşfedilmesiyle birlikte akıllara, “O gezegenlerde yaşayanlar varsa?” sorusu geldi. Sahi, öyle bir şey olsa, ne tepki verirdik? Tam da bu noktada Filozof René Girard’ın edebiyat, tarih ve mitolojiyi inceleyerek ortaya koyduğu, “İnsanların şiddet spiralini kırması için bir günah keçisine ihtiyaçları vardır” sözü kulaklarımızda çınlıyor. Kulağa biraz ütopik gelebilir, ancak içinde başka canlılar barındıran gezegenler, bizim gezegenimiz için bir barış şansı olabilir. Dünyalıların ortak bir amaç için birleşebileceği, birbirlerinden farklılıklarını unuttukları, karşılarına alabilecekleri yeni bir “yabancı”.
Bunların hepsi bir hayal gibi gelebilir ama Filozof İbn Rüşd’ün düşüncenin temeline hayal kurmayı oturttuğunu unutmamak gerekiyor. Yaşadığımız bu dönemde belki de her zamankinden daha çok hayal kurmaya ihtiyacımız var. Gilles Deleuze, “Kapitalizm ve Şizofreni 2” kitabında “Olmak, arzu sürecidir” der. Hâlbuki antidepresanların etkisi altındaki toplumlar arzuyu unutmuş görünüyor. Toplum, amaçsızlıktan, mana bulamamaktan, rutinden, kritik etmekten ve sıkıntıdan bıkmış yalpalıyor. Mars’ta yaşam projesi ve yıldızlararası seyahatler, bu uyuyan istek ve arzuları uyandırma fırsatı aslında. Mars’a yerleşmek teknik konulardan başka soruları da beraberinde getiriyor: “Orayı kim yönetecek?” Hangi politika ve adalet sistemi uygulanacak? Orada hangi değerlerin yerleşmesini istiyoruz? Düşünülecek, hayal edilecek koca bir dünya. Eğer bu sorular üzerine düşünecek vakit ayırmazsak, burada yaptığımız hataların aynısını orada da yaparız. Tarih bize bütün bunların teknolojik bir keşiften öteye gidemeyebileceğini çoktan gösterdi. İlerleme sürekli yukarıya doğru hareket halinde değildir, bazen hızlı bazen de durağan olur. Mars’a yerleşip yerleşemeyeceğimizi zaman gösterecek…

2019-02-19T15:13:14+00:00

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.