Loading...

Rusya’da başlayan hikâyeniz Türkiye’ye uzanıyor. Bu süreci kısaca sizden dinlemek isteriz…
1998 yılında Rusya’da küçük bir kasabada doğdum. Ardından yedi yaşında İstanbul’a geldim. Anneannem ve dedem yani anne tarafım hala aynı yerde yaşıyorlar. Her fırsatta onları ziyaret etmeye yanlarına gidiyorum.

Küçük yaşlarda, birbirinden çok farklı iki kültürle büyümenin size ne gibi katkıları oldu?
Her şeyden önce iki ana dilim var. Disiplin açısından Rusya’da doğmak ve orada kısa bir süre de olsa eğitim almak beni kesinlikle etkiledi. Yaptığım her işe her zaman çok büyük bir ciddiyetle yaklaşırım ve karşımdaki kişiden de aynısını beklerim.
İki ülkeyi ve iki kültürü karşılaştırdığım zaman genel olarak Türkiye’de her zaman çok daha mutlu olduğumu söyleyebilirim. Güler yüzlü insanlar, zengin kültür, insan ilişkilerindeki samimiyet, Türkiye’de kendimi iyi hissetmemi sağlıyor. Yaşamımı sürdürmek için kesinlikle Türkiye’yi tercih ederim.

Alina Boz, 14 Haziran 1998’de Moskova’da dünyaya geldi. Annesi Rus, babası ise Bulgaristan göçmeni bir Türk olan Boz, ilkokula başlayana kadar Rusya’da kaldı. Ailesinin işleri nedeniyle Türkiye’ye dönerek yedi yaşında İstanbul’a geldi. İlköğretim ve lise eğitiminin ardında Kadir Has Üniversitesi Tiyatro bölümünü kazandı.

Türkiye’ye geliş dönemine dair hatırladığınız ya da unutamadığınız bir anınızı var mı?
Benim için çok zor bir dönemdi, Hele ki dil farkı nedeniyle 1.sınıfa başladığımda yaşıtlarımın konuştuklarını anlamadığımı düşünürsek… Ailem dışında hiç arkadaşım yoktu. İlk zamanlar okulda ve yaşıtlarım arasında uyum problemi yaşadım. Çok sert tepkiler gördüğüm bile oldu. Ama neticede çocuktuk, bir süre sonra arkadaşlık bağları oluştu.
Özellikle okulun ilk günü benim için çok zor geçmişti. Rusya’da okulun ilk günü öğretmenlerle tanışılır, çevreyi görüp kitaplar alınıp evlere gidilir. Türkiye’de sistemin bu şekilde olmadığını bilmiyordum. İlk teneffüs zili çaldığında gitmemiz gerektiğini düşündüm, ama kimseyle iletişim kuramadığım için ne yapmam gerektiğini anlayamadım. İşte o an “çaresizlik” duygusunu en derinden hissettiğim andı.

Dedeniz Rusya’da sizi tiyatroyla tanıştırmış, birlikte oyun sonrası kulise girermişsiniz. Tiyatro kültürünün çok köklü olduğu bir kültürde doğmanın bugünkü kariyerinizi şekillendirdiğini düşünüyor musunuz?
O günden beri tiyatroyu hep çok sevdim. Elbette bugün oyuncu olmamda, tiyatro ile tanıştığım o ilk anın payı vardır. Sevdiğim işi yapabiliyor olmaktan dolayı çok mutluyum. Zaten oyunculuğu gerçek anlamda sevmemiş olsam, bugün bu alanda ilerliyor olamazdım.

2014 yılında başrollerinde Nurgül Yeşilçay ve Erkan Petekkaya’nın yer aldığı Paramparça dizisinde Hazal karakterine hayat verdi. 2016 yılında ilk sinema filmi olan Kaçma Birader’de Zafer Algöz, Meek Baykal, Cihan Ercan, Nursel Köse, Necip Memilli gibi isimlerle birlikte oynadı.

Ekranların sevilen dizisi ‘Elimi Bırakma’da Azra karakterine hayat veriyorsunuz. Bu dizi aynı zamanda sizin ilk başrolünüz. Azra karakteri hangi yönleriyle size cazip gelmişti, bu rolü kabul etme nedenleriniz nelerdi?
Azra, daha önce oynadıklarımdan çok farklı bir karakter. Bu zaten kabul etmemdeki ilk etkendi. Çok masum bir kız. Çok derin bir hikâyesi var. Yaşadığı bu dramatik hikâyeyi ekrana taşımak istedim. Ayrıca bu projede çok güçlü ve başarılı birçok oyuncu ile birlikte çalışıyorum. Güzel bir senaryo ve güvenilir bir yapım şirketi olunca da “her şey tamam” dedim. Açıkçası ‘Elimi Bırakma’ projesi bir oyuncunun isteyeceği her şeyi sundu bana.

‘Elime Bırakma’ dizisi kariyerinizdeki yükseliş için nasıl bir öneme sahip?
Bir oyuncu için içten oynadığı her iş, bir yükseliş anlamı taşır. Güzel bir yemeği ilk defa yapmak gibidir. Başarılı olursanız hem çok mutlu olursunuz hem de takdir edilirsiniz. Bu projeyle seyirci beni daha önce görmediği bir karakterde gördü ve sevdi. Her şeyden önce bu benim için çok önemli.

‘Paramparça’ dizisiyle tanınırlık anlamında büyük çıkış yakalamıştınız. Bu diziden geriye sizde neler kaldı, ‘Paramparça’ döneminden neler öğrenmiştiniz?
‘Paramparça’dan geriye çok güzel dostluklar ve çok büyük bir deneyim kaldı. Harika bir ekip ile çalıştım. Çok başarılı oyunculardan çok önemli şeyler öğrendim ve bu öğrendiklerimi uygulama şansı elde ettim. ‘Paramparça’da geçirdiğim üç yıl okul gibiydi.

“Gelecekle ilgili çok büyük hayaller kurmuyorum. En büyük hedefim hayatımda ve kariyerimde mutlu olmak!”

Henüz 20 yaşındasınız. Setlerde büyüdüğünüz, olgunlaştığınız bir dönemden geçiyorsunuz. Bu süreçte oyunculuğun size ne gibi katkıları oluyor? Set hayatının öğretici tarafları neler?
Dışarıdan ne kadar kolay ve eğlenceli görünse de aslında çok zorlayıcı ve disiplin isteyen bir çalışma temposunun içindeyim. Gece gündüz sette olmak özveri gerektiriyor. Çok kalabalık bir ekiple uzun saatler çalışıyoruz. Ailelerimizden daha çok sette birbirimizi görüyoruz. Birinin canı sıkkın olsa sizin de canınız sıkılıyor. O yüzden sete hep neşeli ve mutlu girmeye özen gösteriyoruz. Günlük hayatın olumsuzluklarını geride bırakmak gerekiyor.
Bir yandan da sevdiğin işi yapmak, tanımadığın insanlar tarafından sevildiğini görmek, işinde çok başarılı insanlarla çalışıp farklı alanlarda onlardan bir şeyler öğrenmek çok değerli.

Hayatınızın nasıl bir dönemindesiniz? Şu sıralar nasıl hissediyorsunuz?
Çok yoğun ve çok yorgun hissediyorum aslında. Bazen telefona bile bakmaya fırsatım olmuyor. Ama bunu bir kenara bırakırsak her şey o kadar güzel gidiyor ki, bazen ben bile şaşırıyorum.

Set dışında günleriniz nasıl geçiyor?
Set dışında başka bir şey yapmaya gerçek anlamda vakit kalmıyor. Bu kadar yoğun olacağımı ben de tahmin etmezdim. Haftada bir gün iznim olunca koşuşturup işlerimi mi halledeyim yoksa evde kalıp dinleneyim mi diye kendimle çok çelişiyorum. Her fırsatta spora gidiyorum. Evdeyken film izlemeye çalışıyorum.

Genç oyuncuların kariyer basamaklarını tırmanması genellikle zorlu bir yolculuktur. Pek çok deneme çekiminden elleri boş dönerler. Siz bu konuda hayal kırıklıkları yaşamış mıydınız?
Tabi ki yaşadım, hem de çok. 2009 yılında ajansa kaydoldum, 2013 yılında ilk defa bir dizide oynadım. Birçok reklam, dizi ve film görüşmesine gittim. Hayal kırıklığı yaşamamak imkânsız ama önemli olan geldiğiniz noktadır.

O süreçte neler düşündünüz? Geldiğiniz noktada şansa inanıyor musunuz?
Sadece sevdiğim ve yapmak istediğim iş için çabalıyordum. Okuldan kalan boş zamanları hep tiyatro kurslarında geçirdim. Denemekten hiç vazgeçmedim. Ve evet, her zaman şans faktörü vardır.

Bundan sonrası için hayalleriniz neler? Kendinizi nasıl bir geleceğe hazırlıyorsunuz?
Gelecekle ilgili çok büyük hayaller kurmam. Hayatımda ve kariyerimde mutlu olmak en büyük hedefim. Fakat yurt dışında oyunculuk yapmak istiyorum.

Çekimde de yer alan ve hâlihazırda kullanmakta olduğunuz Mercedes-Benz otomobil ile ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?
Bir otomobilin tasarımı ve rahatlığı benim için gerçekten çok önemli. Yeni A-Serisi de bu anlamda eksiksiz bir otomobil. Çok rahat bir sürüşü var. İç mekânı çok konforlu ve huzur verici. Trafikte dururken bile sıkılmıyorum. Ses sistemi ve sunduğu güvenlik sistemleri de oldukça başarılı.
Otomobili teslim aldığım ilk gün üçüncü köprü yolunda uzun ve keyifli bir geziye çıktım.
Gerçekten her şeyiyle huzur, güven ve mutluluk veren bir deneyimdi.

2018-11-02T16:54:29+00:00

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.