Loading...

Son zamanlarda bilimsel gerçeklik, yaratıcı zihinlere üzerinde çalışabilecekleri fütüristik malzemeleri sunan şey oldu. Bilimkurgu yazarları araştırmacılardan ilham alıyor. Araştırmacıların fikirleri ise büyüme çağlarında takip ettikleri Star Trek ve diğer bilimkurgularla beslenmişti. Bilgisayarlarla beynin birleştirilmesi gibi bir zamanların “çılgın” olarak nitelenen fikirleri, şimdiki zaman gerçekliğine ulaştı. Gerçekten de daha 2004 gibi erken bir tarihte ABD Gıda ve İlaç Kurumu, felç geçirmiş bir kişiye “BrainGate” adıyla bilinen bir beyin-bilgisayar arabiriminin nakledildiği ilk klinik denemeyi onayladı. Bu alet beyindeki, hareketten sorumlu olan serebral korteks bölgesine yerleştirildi ve kafatasından dışarı çıkan fiberglas bir kablo vasıtasıyla nöronları bir bilgisayara bağladı. BrainGate, kullanıcının zihniyle bir bilgisayarı veya robot kolu kontrol etmesini sağlıyor. Bir Japon firması ise şimdiden, zihin enerjisiyle çalışan bir model tren üzerinde çalışmaya başladı.

İngiliz şair William Wilson “bilimkurgu” terimini 1851’de uydurdu. Aynı yıl Jules Verne bir balon yolculuğunu anlatan “Havada Bir Drama” adlı kısa hikâyesini yayınladı. Yeni ulaşım araçları gittikçe bilimkurgu hayranlarının ilgi odağı haline geliyordu. Gazetelerdeki karikatürler ve sigara paketlerinden çıkan resimli kartlarda 100 yıl sonrasının dünyasına dair olağanüstü hayaller yer buluyordu: Zeplin otobüsler, gökdelenlerin tepesindeki pistlere park edilen uçan arabalar, büyük şehirlerdeki karmaşık trafik akışı, manyetik raylı trenler ve telsiz görüntü iletimi gibi yeni iletişim biçimleri.

1928’de Berliner Illustrirte Zeitung adlı bir Alman gazetesi günümüzde de kulağa o günkü kadar gerçek gelen “Çocuklarımızın bir gün şahit olabileceği bir mucize” başlıklı bir makale yayınladı. “Görünen o ki birkaç ay önce bir laboratuvarda canlı bir görüntüyü uzağa yollamayı başarmışlar. Birkaç yıl içerisinde, muhtemelen “telefotofon” adı verilecek telsiz bir cihaz kullanarak konuştuğumuz kişiyi hem görüp hem de duymamız mümkün olacak. Ayrıca seyahatteyken veya yürüyüşe çıktığımızda da konuşabilmemizi sağlayacak taşınabilir bir model de olacak.”
Bu fikrin hareket ve sesle kontrol edilebilen akıllı telefonlar şeklinde gerçekleştirilmiş olması dijital dönüşümün ne kadar hızlı geliştiğini gösteriyor.

Birçok durumda geçmiş sadece geleceği yakalamakla kalmadı, onu geçti. Tüm değişim sürecinin kendisi değişti. Eskiden bir statüko olurdu, sonra değişim, sonra da yeni bir statüko. Artık değişim statükonun ta kendisi.
Bilimkurgu ile ütopya arasında, güzellik ve hedeflerin ulaşılmazlığıyla ilgili temel bir fark bulunuyor. Bilimkurgu teknolojik meseleleri ele alırken ütopya sosyal kavramlarla ilgileniyor. Bir ütopya deniz seferlerinde yön bulmak için kullandığımız klasik astronomik seyrüsefer tekniklerine benzetilebilir. Bu durum, yön bulmak için Kutup Yıldızı’nı kullanmaya benziyor. Bu yöntem sadece yıldız yeterince uzakta olduğunda işe yarar. Eğer çok yaklaşırsanız artık işinize yaramaz. Bu nedenle insanların ütopyalara ihtiyacı vardır.

Teknolojiye duyduğumuz hayranlığın kökenleri derinlere iniyor. Kültür filozofu Lewis Mumford Eski Mısır’daki mumyalarla uzay giysisi giymiş bir astronot arasındaki tekinsiz benzerliği açıklarken bu konuya değiniyor: İki durumda da bu dünyanın ötesine yolculuk için büyük bir hazırlık yapılıyor. Diğer yandan tarihteki bazı gelecek tahminlerinin o kadar doğru olmadığı da ortaya çıktı. Örneğin Mars keşif aracı “Curiosity” gibi küçük robotlar sayesinde uzaydaki yakın çevremizi keşfetmemiz mümkün olurken insanlı uzay seferlerinin çok pahalı, verimsiz ve tehlikeli olduğu kanıtlandı. Tıpkı bir zamanlar safça dünyanın bütün enerji problemlerini çözeceği düşünülen atom teknolojisi gibi. Profesör Robert Havemann 1955 tarihli “Yeni bir teknolojik çağın şafağında” adlı çalışmasında “Nükleer santraller insanlara dumanlı ve isli bacalardan kurtulma şansı sunuyor” diye yazarken şöyle bir çıkarımda bulunmuştu: “Büyük şehirlerin ortasına bile nükleer santraller kurulabilir.”

Günümüzde şehirlerin çevresi gittikçe dijital dünyadaki ticaret ve değişim alanları olan veri merkezleriyle kaplanıyor. Yirminci yüzyılı kapatıp umut vaat eden yeni bir binyıla girerken elimizde bulunan üç büyük teknoloji olan uzay yolculuğu, nükleer enerji ve internet arasında sadece internet küresel çapta öncü rolünü sürdürüyor. İnternet pek çok yönden uzay yolculuğunun demokratikleşmiş haline benziyor. Geçmişte sadece bir avuç eğitimli astronot bir uzay yolculuğuna katılabiliyordu, ama şimdi internet sayesinde evrenin uçsuz bucaksız genişliği parmaklarımızın ucunda. Hepimiz siber uzayda ilerleyen bir geminin pilotları ve yolcularıyız.

2018-06-22T01:49:37+00:00

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.