Tasarım Odaklı Düşünme

Gelecekte rekabetten galip çıkmanın en önemli yolunun inovasyon olacağı öngörülüyor. Start-up’lar da şirketler de bu gerçeğin farkında. Dünyanın beklediği ürünleri ve çözümleri bulmanın peşinde olan şirketler, gün geçtikçe çalışanlarının düşünme biçimlerini değiştirmeye ve yeni iş birliği modelleri oluşturmaya daha çok odaklanıyor.

1991’de tasarımcı ve mühendis David Kelley tarafından yaratılan ve California’daki Stanford Üniversitesi’nde geliştirilen Tasarım Odaklı Düşünme yaklaşımı da bu modellerden biri. Örneğin, Airbnb Ürün Şefi Joe Gebbia bir sunumda Airbnb’nin de işletme modelini kurarken Tasarım Odaklı Düşünme’den yararlandığını belirtiyor. SAP ve Daimler AG dâhil olmak üzere Almanya’daki şirketlerin neredeyse yarısı personel eğitimlerinde Tasarım Odaklı Düşünme yaklaşımını kullanıyor.
Bu firmalar dijital dönüşümün; teknik gelişme, ürün ve süreçlerin optimizasyonu gibi konulardan daha çok şey ifade ettiğini biliyor. Yöneticilerden satış temsilcilerine kadar tüm çalışanların bu metodu etkili şekilde öğrenmesinin, çalışanların alışılageldik düşünce yollarından uzaklaşıp daha özgür düşünmelerini sağlayacağını biliyorlar.

Tasarım Odaklı Düşünme yaklaşımında gerçek odak noktasını müşteri ve onun ihtiyaçları oluşturuyor. “Müşteri ne ister?”, “Ürünü nasıl algılar?”, “Özlemini çektiği şey nedir?” gibi sorular yöntemin sonuca ulaşmasını sağlıyor. Bu yöntem insanların algılarını keskinleştirmekle kalmıyor, bakış açılarını radikal bir şekilde değiştiriyor.

Birkaç prensip üzerine kurulu yöntemde, yaratıcı çözümler ve araştırma süreci ekiplerde gerçekleşiyor. Bu ekiplerin heterojen olması önem taşıyor. Erkek ve kadın, genç ve yaşlı, çeşitli uzmanlık alanlarından, farklı kültürlerden, hatta mümkünse farklı uluslardan insanları hiyerarşi gözetmeksizin bir araya getirmek gerekiyor. Deneyimler böyle grupların daha iyi sonuçlara ulaştığını gösteriyor. Günümüzün son derece karmaşık dünyasını analiz etmek için kişisel uzmanlığın yeterli olmadığı düşünüldüğünde, bilgi elde etmek için bir iletişim ağı kurmaya ihtiyaç olduğu görülüyor. Dışa kapalı bilgi sistemleri de ancak bu şekilde kırılabiliyor. Ayrıca farklı bakış açıları karmaşık soruları çözmek için çok önemli olan merak, açıklık ve karşılıklı öğrenmeyi teşvik ediyor.

Yöntemin önemli prensiplerinden birini de, “Sıklıkla başarısız ol” ve “Erken başarısız ol” yaklaşımı oluşturuyor. Dünyanın pek çok yönden sınırsız ve çok dinamik bir hale gelmesi müşterilerin ve pazarların inanılmaz bir hızla değişmesi sonucunu doğuruyor. Bugün için mükemmel olan şeyler yarın kullanılmayabiliyor. Bu yüzden başarının sırrı hızla çözümler bulmak, test etmek, geliştirmek, tekrar test etmek ve gerekliyse bunlardan vazgeçerek başka bir alternatifle devam etmek olarak yeniden tanımlanıyor. Tasarım Odaklı Düşünme’yi uygulayanlara göre hata yapmamak, sorumluluğunu yerine getirmemek anlamına geliyor. Bu yaklaşım hiç de yeni değil. Kökenleri 1920’lerin Bauhaus hareketine kadar uzanıyor.

Bu yöntem, ekipleri teoriyle fazla vakit harcamaktansa bir şeyler denemeye teşvik ediyor. Bu yüzden atölye çalışmaları için esnek mekânlar, eşyaların yerlerinin değiştirilebileceği odalar gerekiyor. Duvarlarda fikirlerin yazılı olduğu kâğıtların asılması için boş alanlar ayrılıyor. Ortalıkta ilham patlamalarını teşvik edecek kâğıt, lego, oyun hamuru gibi malzemeler bulunduruluyor. Eğlence amaçlı görünen bu düzenlemeler bir mantık içerisinde işlevsel hale geliyor.

Potsdam’daki Hasso Plattner Enstitüsü’nde Tasarım Odaklı Düşünme Okulu Başkanı olan Ulrich Weinberg’in açıkladığı gibi gittikçe daha çok şirket “başarısızlığa ayrılmış alanlar” oluşturmak için binanın tüm bir katını boşaltma zahmetine giriyor. Bu yöntemle geliştirilen çözümlerin hepsinin uygulanabilir ve pazarlanabilir olması gerekmemekle beraber tümünün müşterilerin gerçek bir ihtiyacını karşılaması gerekiyor. Bu bakış açısı, içinde bulunduğumuz dijital dönüşüm çağında tüketiciler ve üreticiler arasındaki değişen güç dengelerini yansıtıyor. Yarının küresel pazar alanında sadece müşterilerinin kişisel ihtiyaçlarını gerçekten anlayıp etkili bir şekilde karşılayabilen şirketlerin ayakta kalması bekleniyor.
Bu açıdan bakıldığında bir fikrin başarısızlığa uğraması kötü bir şey olmaktan çıkıyor. Aksine bu durum, geliştirme sürecinin çok önemli bir parçasını oluşturuyor. Yöntem, bu zihniyeti benimseyebilen insanların daha büyük riskler almak isteyeceklerini ve böylece daha yaratıcı yollar bulabileceklerini öngörüyor. Bu nedenle Tasarım Odaklı Düşünme yöntemini uygulayan ekipler, sıklıkla korkudan muaf çalışma ortamları yaratarak problem çözme becerilerini artırıyor.

Tasarım Odaklı Düşünme yöntemi iki açıdan son derece hümanist bir yaklaşım sergiliyor. Öncelikle çalışanlar kendilerini ve yeteneklerini yaratıcı sürece dâhil edebiliyor. Böylece takdir edildiklerini hissediyorlar. İkincisi ise, müşteriler ve onların ihtiyaçlarına odaklanmak ekip üyelerinin kendilerini daha değerli hissetmelerini sağlıyor.

2018-02-13T15:41:55+03:00

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.