Loading...

İsyankâr dahi: Rem Koolhaas

Geçtiğimiz yıl 72’inci yaşını kutlayan Hollandalı mimar Rem Koolhaas, diğer meslektaşları gibi çağımızın en parlak ve heyecan verici projelerinde imzası olan Pritzker Ödüllü bir mimar. Koolhaas son 20 yılın en ünlü ve en etkili mimarlarından biri olmanın dışında en çok tartışma yaratan isimlerden de biri. Bulunduğu konumdan beklenmeyecek sıklıkta yarışmalara katılması, yaratıcılığını ekonomik beklentilerin önünde tuttuğunun önemli bir göstergesi. Belki de bu yüzden ilerleyen yaşına rağmen gerçekleştirdiği kışkırtıcı ve deneysel işlerle adından sıkça söz ettiriyor.

Ortaya koyduğu projelere bakınca şaşırtıcı gelebilir ama Koolhaas, küçüklüğünden beri mimar olma hayali kuran mimarlardan değil. Ailesinde pek çok mimar olmasına rağmen o babasının izinden giderek yazar olmayı istemiş. Birkaç yıl gazetecilik okuduktan sonra mimariye yönelmiş ve eğitimine bu alanda devam etmeye karar vermiş. Profesyonel hayata ise ABD’de, Alman mimar Oswald Mathias Ungers’in yanında adım atmış ve hızlı yükselişi kendi mimarlık ofisi “Office for Metropolitan Architecture”ı açmasıyla başlamış.

Çin Devlet Televizyonu (CCTV) için Pekin’de inşa edilen CCTV binası, Hollandalı mimarın hem en çok tartışılan hem de en etkileyici projelerinden biri olarak gösteriliyor. Rem Koolhaas’ın bir başka ünlü eseri “Casa da Música” da Portekiz’in Porto kentinin Avrupa Kültür Başkenti olması nedeniyle 2001 yılında inşa ediliyor. Rem Koolhaas’ın bu işinde de bütün beklentileri sarsan, sıra dışı bir tasarıma imza attığı biliniyor. Rem Koolhaas’ın mimari tercihlerini simgeleyen binalardan bir başkası ABD’nin Seattle kentinde bulunan merkez kütüphane binası. Fütüristik dış cephesiyle dikkat çeken bina, birçok Koolhaas projesinde olduğu gibi yine çarpıcı boyutları ve mimarisiyle tartışmalar yaratmış bir yapı. Koolhaas’ın imzasını taşıyan bir de özel konut projesi var ki mimarinin insan hayatını nasıl kökten değiştirebileceğinin harika bir örneği. Fransa’nın Bordo kentinde varlıklı bir ailenin, geçirdiği kaza sonucu tekerlekli sandalyeye bağlı yaşayan bir ferdi düşünülerek tasarlanan yapı, hareketli duvarlara, otomatik pencerelere; çalışma odası olarak düzenlenmiş ve aynı zamanda katlar arasında asansör olarak çalışan bir platforma sahip.

Öncü mimar: Frank Gehry

Kanada’da doğup, ailesiyle ABD’ye taşınan Frank Gehry, çocukken büyükannesiyle birlikte ahşaptan hayali şehirler kurar, babasıyla tel örgü, alüminyum parçaları ve kontrplaktan heykeller yaparmış. Çalıştığı hiçbir işten memnun kalmayan Gehry, kendisini tatmin eden şeyin “yaratmak” olduğuna karar verip, Güney Kaliforniya Üniversitesi’nde mimari okumuş. Okuldan sonra taşındığı Los Angeles’taki ilk işleri arasında konut tasarımları göze çarpıyor. İsmini asıl duyuran ise Santa Monica’da alüminyum, cam ve çelik tellerle bambaşka bir yapıya dönüştürdüğü, eski bir Hollanda kolonyal yapısı olan kendi evi. 80’lerdeki tasarımlarıyla Pritzker Mimari Ödülü’nü alan Gehry, tıpkı Picasso gibi farklı teknikleri bir araya getirip, gerçeği çarpıtan tasarımlar ortaya çıkardığı için kendini bir anda çağdaş sanat camiasının içinde bulmuş. ABD’de müze tasarlamaya devam ederken, Almanya’dan aldığı teklifle Avrupa macerası da başlamış. “Vitra International Furniture Manufacturing Facility & Design Museum”, yenilikçi tasarımıyla dikkat çekince, bu kez de Prag’a yönelmiş. Mimarın en ünlü işlerinden biri olan “Dans Eden Bina” (Fred ve Ginger) şimdilerde Prag’ın en önemli noktalarından biri. Aslen Nationale-Nederlanden şirketine ait olan ve dans eden bir çifte benzeyen bu binanın, Prag turizmine katkıda bulunduğunu da söyleyebiliriz. Bu, Gehry’nin turizme ilk katkısı ama sonuncu değil. 1997’de İspanya’nın Bilbao şehrinde yaptığı “Guggenheim Museum Bilbao”, “Bilbao Etkisi” adı verilen bir kavramın ortaya çıkmasına neden olmuş. Açıldığı yıl şehre 160 Milyon USD kazandıran bina, “starchitect” konsepti ve şehirlerin gelişimine katkı sağlayan avangart binaların yarattığı etki için kullanılan “wow factor” teriminin en önemli temsilcilerinden biri…

Mimarların sultanı: Zaha Hadid

Bağdat doğumlu İngiliz mimar Zaha Hadid’in adını, hem basınla ilişkisi hem de imza attığı çarpıcı projeler sayesinde sıkça duyuluyordu. Hayli kozmopolit bir ortamda büyüyen ve Londra’daki mimarlık eğitimine başlamadan önce Beyrut Amerikan Üniversitesi’nin Matematik Bölümü’nü bitiren Hadid, çalışma hayatına Rotterdam’da, o dönem Rem Koolhaas’ın da ortaklarından olduğu “Office for Metropolitan Architecture”da başlamış. 1980’de Londra’da kendi mimarlık ofisini kuran Hadid’in, kalıpları yıkan, etkileyici projeleri zaman içinde ödülleri toplasa da ilk yıllarda bu projeler çoğu zaman kâğıt üzerinde kalmış. Fakat çok geçmeden bunları uygulamaya başlayan mimar, 2004 yılına gelindiğinde Priztker Ödüllü’nü alarak, bu ödülü kazanan ilk kadın mimar unvanını da elde etmiş. 2016’da hayata gözlerini yuman Zaha Hadid, ardında bıraktığı çarpıcı projelerle ve başarılı bir kadın mimar olarak “starchitect” unvanını fazlasıyla hak ediyor.

Kraliyet unvanlı mimar: Norman Foster

82 yaşındaki İngiltere doğumlu mimar Norman Foster, dünyada ve tabii memleketi İngiltere’de oldukça hatırı sayılır bir şahsiyet. “Lord” unvanına sahip olan saygın mimarın, Fransa’da bulunan ve dünyanın en yüksek köprüsü olma niteliği taşıyan Millau Viyadüğü, Hong Kong Uluslararası Havalimanı veya Reichstag’ın restorasyonu gibi dünyaca tanınmış sayısız mimarlık projesinde imzası bulunuyor. Gençlik yıllarında başka işlerle meşgul olduktan sonra 21 yaşında mimarlık eğitimi almaya karar veren Foster, hem çalışıp hem okuduğu yoğun bir öğrencilik dönemi geçirmiş. Öğrencilik yıllarının ardından vakit kaybetmeden çalışma hayatında yer edinen mimar, ileri teknolojiyi ön plana çıkaran tasarımlarıyla kariyerinde hızla yükselmiş. Millau Viyadüğü’nün ise mimari kariyerinin zirvesi olduğu söyleniyor.

Londra’nın simgesel yapılarından biri haline gelen “30 St Mary Axe”, daha çok bilinen adıyla “The Gherkin”, Norman Foster imzası taşıyan diğer bir önemli yapı. Gerçi sıra dışı görünüşüyle mimarlık camiasını ikiye bölmüş durumda ama adından söz ettirmek için birçok sebebi de var. Örneğin Londra’nın finans merkezinde yükselen bu gökdelenin ilgi çeken başka bir özelliği, aynı boyutlardaki benzer bir kuleye oranla yüzde 50 daha az enerji harcaması. Katlar arasında doğal bir havalandırma etkisi yaratan boşluklar, doğal ışığın içeri nüfuz etmesine olanak sağlayan pencere sistemi, hava koşullarının etkisini en aza indiren çift katmanlı dış kaplama gibi özellikleri ise enerji tasarrufuna katkıda bulunan detaylardan sadece bir kaçı.

Foster’ın başında olduğu “Foster and Partners” mimarlık firmasının yakın dönem işlerinden biri de İstanbul’da bulunuyor. Zorlu Center’da 2014 yılında açılan Apple mağazasının tasarımını üstlenen firma, Apple’ın sadelik ve işlevsellik felsefesini mağazanın mimarisinde görünür kılarak harika bir iş çıkarmış. Apple’ın gelecekte açacağı diğer mağazalar için de Foster’la anlaştığı, mimarlık camiasında konuşulanlar arasında.

2018-01-19T13:57:46+03:00

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.

This Is A Custom Widget

This Sliding Bar can be switched on or off in theme options, and can take any widget you throw at it or even fill it with your custom HTML Code. Its perfect for grabbing the attention of your viewers. Choose between 1, 2, 3 or 4 columns, set the background color, widget divider color, activate transparency, a top border or fully disable it on desktop and mobile.